5 Ekim 2012

Yaşam Öğrenmeye Devam Etmektir


Istanbella'da yayınlanan yazım

Çocuklu Yaşam Merkezi'nin kurucusu ve oyun terapisti İlkiz Özcan Sönmez, İstanbella için kariyer hayatında yaşadıklarını anlattı. 


Geçtiğimiz on küsur yılım annemin şu sözleriyle geçti: “Kaç yıldır çalışıyorsun, bitmedi hala sizin şu eğitimleriniz!”
Gerçekten de aldığım eğitimlere bakıyorum da finansla ilgili teknik sertifikasyonlardan, kişisel gelişime, iletişimden, NLP’ye, ebeveyn koçluğundan, çocuklarla oyun terapisine, gestalt psikolojiden, gelişim psikolojisi yüksek lisansına geniş bir yelpazesi var.
Hiçbir zaman kariyer hırsına kapılmış, insanları inciterek kariyer yolunun bir üst basamağına çıkmayı hedefleyen biri olmadım. Aynı zamanda hiçbir zaman, hayata tek yönlü bakmayı da kabul etmedim. Bir finansçı, finansçı gibi, bütçeci, bütçeci gibi, pazarlamacı ille de pazarlamacı gibi olmak zorunda değildir ki. Bence asıl yolculuk kendi içimize yaptığımızdı ve asıl zorlu yol, basamakları yukarı doğru çıkmak değil, kendi içimizde derine, daha derine inmekti.
Bu nedenle otuz yaşında, yönetici konumundayken, kendimi dinlemeyi seçtim, Neye yeteneğim olduğuna dönüp baktığımda, etrafımdakilerin hemfikir olduğu “iyi bir dinleyici” olduğumdu. Yargılamadan, bölmeden, tarafsızca dinlemeyi becerebiliyor, açıkça sorabiliyordum (buna eşim katılmama hakkına sahiptir). İçimde başka insanlara yardımcı olma isteği, çorbada bir parça tuzumun olması beni çok mutlu ediyordu. Beni en çok rahatlatan şey, yazı yazmak, fotoğraf çekmek, yaşamın acı tatlı anılarını biriktirmekti. Kim bilir belki de bir zamanı durdurma, dünyayı güzelleştirme çabası…
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen ünlü oyun terapisti Prof. Dr. Byron Norton verdiği seminerde şunları söylüyordu “Çocuk yetiştirmede öğrenme karşılıklı bir süreçtir, örneğin ben yaşamımda en çok şeyi benden oyun terapisi eğitimi almaya gelen birinden öğrendim.” O nedenle kendinizi çocuğunuzdan öğrenmeye hazırlayın.
Üç yıl önce kızım Ada doğmadan önce biri kahve falıma baksa, bana “Bundan sonra sen Amerika’ya gideceksin Ebeveyn Koçluğu eğitimi alacaksın, sonra Oyun Terapisti hatta Gelişim Psikoloğu olacaksın” dese, “Yok artık, amma da uçtun” derdim. Bugünden geleceğe baktığımda ise kendimi eşi benzeri olmayan balıklarla dolu bir gölün önündeymişim gibi görüyorum. Bakalım bana doğru uçan fırsatlardan hangilerini tutacağım?
Bazen bir karar vermeye çalışırken, ailemiz, eşimiz, dostumuz, hatta kendi mantığımız isteklerimizden çok sorumluluklarımızdan yana olabilir. Bazen günlerce bir uçurumun eşiğinde aşağıya bakıyormuşçasına korku duyarız. Ya sahip olduklarımızı kaybedersek, ya işler umduğumuz gibi gitmezse? Ama bizi dünyaya bağlayan o kararı verdikten sonra, bir de bakarız ki o hep oradaymış ve zaten başka bir yol seçemezmişiz.
Dünyanın en risk almayacak şekilde yetiştirilmiş bir “tek çocuğu” olarak, hayranı olduğum müthiş bir işkadınının bir eğitimdeki “Herkes girişimcilikte riskten söz eder, bana risk nedir söyleyin? Ben bakıyorum ama göremiyorum risk falan. Bence bu odadan çıktığınızda kafanıza bir kalas düşme riski daha yüksek.” sözleri beni hayretlere düşürmüştü. Ağzım açık halde, ondaki bu cesarete hayran olmuştum.
Hayatta boş tesadüflere inanmam, her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım. Yine aynı kişi, benden hiçbir zaman vazgeçmemiş, hayalime erişebilmem için kimsenin olmadığı anda elimden tutmuştur.
Bence hayatta üç risk vardır. Birincisi ait olmadığınız yerde durmaya çalışmak ki doludizgin koşuyor gibi görünseniz de, o atın sizi ne zaman sırtından atacağı hiç belli olmaz. Bu işiniz olabilir, eşiniz olabilir, çocuğunuzla olan ilişkiniz olabilir vs.,  kalbinizi vermediğiniz sürece başarmanız kolay değildir.
İkincisi, kendinizi başarmaya, bu noktada olmaya layık görmemektir. Bunun da çocukluğunuzda kendinizi değerli hissetmenizle yakın ilişkisi vardır. Zaman zaman her ikisini de yaşamış, “sağlamcı” bir insan olarak tutamadığım o eşsiz balıkları da görüyorum. Ve demek ki, benim için henüz doğru zaman değilmiş ama bunun da zamanı gelecek diyorum.
Üçüncü risk ise kurban psikolojisidir. Birilerinin sizin hakkınızı yediğine inanırsınız, Herkese altın tabakta sunulan o müthiş hayat size sunulmamıştır maalesef. Doğuştan şanssızsınızdır, elinizden bir şey gelmez. Hayatınızın kontrolünün sizde değil, başkasının ellerinde olduğuna inanırsınız. Hepimiz zaman zaman bu duyguları yaşarız, önemli olan kendimizi çok kaptırmadan bu olumsuz gidişe dur deyip, yapıcı adımlar atmaya başlamaktır.
Benim için yaşadığımı hissetmenin en doğru yolu öğrenmeye devam etmek, hem sonsuz bir iştahla hem de birçok konuda. En çok da insanla ilgili öğrenmeye devam etmek. Aşılmaz gibi görünen engelleri aşan da, üzerine tonlarca duygusal yük yüklendiğinde, travmalar yaşadığında, sevdiklerini kaybettiğinde yine de ayakta kalabilen de, en küçük darbeden yıkılabilen de insandır.
Peki, öğrenmek ne zaman biter? Yaşam ne zaman biterse... Hatta öyle hissediyorum ki, yaşam amacımı genişletmeliyim. Yaşarken öyle şeyler yapmalıyım ki, benden sonra da başkalarının öğrenmeye devam etmesine katkıda bulunacak tohumları ekmiş olmalıyım.
İlkyazım için çok uzun bile yazmışım, umarım sıkılmadınız. Bundan sonra genellikle “Çocuklu yaşam “ hakkında ama bir bakmışsınız ilişkiler, sevgi, yuvamız, dünya hali, eğrisiyle doğrusuyla girişimcilik ve daha pek çok konuda yazabilirim. Burada yazmam için davet eden İstanbella kurucu ekibine sonsuz teşekkürler!..
Ve tüm İstanbella okurlarına merhaba…

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...