"Çocuklarla El Ele Ebeveynlik" Anne Baba Eğitimi 4 Şubat Pazartesi Saat:13:00-15:00'de Yorum Psikolojik Danışmanlık'da başlıyor

Kayıt: Yorum Psikolojik Danışmanlık Tel: (212) 351 25 13-14 Adres: Zeytinoğlu Cad. Arzu 1 Apt. Kat:3 D:20 Akmerkez Etiler Kapısı Karşısı Etiler - İstanbul

"Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler? Faber Mazlish Atölyeleri

İlk konumuz "Çocuğumuza Olumsuz Duyguları ile Başetmeyi Öğretmek" Kayıt: info@annecee.com (532) 294 94 05

Oyun terapisi ile çocuğunuzu anlayın

Çocuklar kendilerini ifade edebilecekler, risk alabilecekler, sosyal kuralları ve sınırları öğrenebilecekler ve yaşadıkları sorunlar ile başaçıkabilme yollarını keşfedebilecekler. ilkiz@cocukluyasammerkezi.com

Filial aile terapisi oyun yoluyla aileleri güçlendiriyor

Çocuğunuzun iç dünyasında neler olup bittiğini anlayabilmek ve çatışmaları çözebilmek için randevu alabilirsiniz. ilkiz@cocukluyasammerkezi.com

24 Ekim 2012

Anaokulunda Cumhuriyet Bayramı Kutlaması

Çilek Çocukevi'nde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlaması araya giren bayram nedeniyle erken yapıldı. 
Erken ya da geç hiç farketmez ama Cumhuriyet Bayramını kutlamaları bence çok önemli. Bazı okullan bunu yapmıyor malesef. Çocuklar erken yaşlarda öğrendikleri değerleri ömür boyu sürdürürler.
Soldan ikinci bizim kızımız, arkadaşlarının gösterdikleri sevgi de ne tatlı...


Birgün önce tüm çocuklara ertesi gün bayram kutlaması yapılacağı ve kırmızı- beyaz giymeleri haber verilmişti. Okula gittiğimde heryer bayraklarla, kırmızı-beyaz süslerle donatılmıştı.
Birkaç gündür "Cumhuriyet hürriyet demek..." diye şarkı söyleyen Ada bayram kutlamaya hevesle gitti.

Bir de mutfak atölyesi vardı minik aşçılara... 


Benim ciddi kızım!


23 Ekim 2012

"Ceyda Tuna ile Haftasonu" Programında Ebeveynliği Konuştuk


20 Ekim Cumartesi Tgrt'de yayınlanan "Ceyda Tuna ile Haftasonu" programının konuğuydum.
Öncelikle Ada'ya kocaman bir teşekkür! Haftaiçi hergün akşam kadar okula giden, annesini çok özleyen ama Cumartesi sabahı uyandığında annesini evde bulamayan kızıma sabrı için teşekkür edeceğime söz vermiştim.

Sadece sabrı için mi teşekkür etmeliyim? Bana Ebeveyn koçu olmam için gerekli ilhamı verdiği için de. İşte benim hikayem.


Yurtdışında ve Türkiye'de anne babaların çocuk yetiştirme tarzları arasında ne gibi farklar var?



Koçluk herkese uyan bir reçete vermek midir, her ailenin kendine uyan çözümü bulmasına yardımcı olmak mıdır?





Kendi ayakları üzerinde durabilen, kendine güvenen bir çocuk yetiştirmenin yolu nedir?
Helikopter ebeveynlik nedir?
Çocukların anne babasına bağlı olması ile bağımlı olması nedir? 
Kendine güvensizliği yaratan anne baba tutumları nelerdir?
Anne baba olarak çocuklarımıza hangi durumlarda "Sen bunu yapamazsın" mesajı veriyoruz?
Yasak koymak işe yarıyor mu?



Alışveriş merkezlerinde birşeyi aldırmak için tutturan çocuğa nasıl davranımalı?
Öfke nöbetleri ve ağlama krizleri ile başetme yollar nelerdir? Önlem almak mümkün mü?
Oyunu kullanarak çocukları sosyal ortamlara hazırlamak





Çocuğa dişini fırçala ya da kitap okumalısın diye kural koymak ne kadar işe yarar?
Çocuk yetiştirirken ailelerin izlediği yol ne kadar doğru?
Anne babanın her anı çocuk tarafından rol-model alınıyor, biz ne kadarının farkındayız?



Çocuklarla teknoloji arasındaki modayı nasıl buluyor, çocuğunuza nasıl sınır koyuyorsunuz?
Ebeveyn-çocuk bağını zayıflatan etmenler

Ebeveynler neden çocuklarını TV karşısına oturtuyorlar? Bunun etkileri nelerdir?
Filmlerden nasıl etkileniyor?



Birlikte uyumak ne kadar doğru?
Bebeğin doğduğu ilk günlerde anne-baba ile yakın ten teması anne-çocuk bağı açısından çok önemli deniyor, önceden de birlikte uyumak sakıncalı deniyordu, siz ne düşünüyorsunuz?
Emzirme ve anne-çocuk bağı kurulması
Çocuk kaç aylıkken odasına gönderilecek?
Uyku eğitimi
Uyku, tuvalet eğitimi gibi konularda tutarsız denemeler 

http://youtu.be/Uo0UkQaZGAM


Diğer çocuklarla kıyaslamak ne kadar doğru?
Çocuklarda başarısızlık duygusu
"Büyüdün artık okula gideceksin"
Başarı nedir?
Erkek ve kız çocuğa davranış biçimi farklı mı olmalı?

http://youtu.be/zeCxa8-fs6k


2 yaş sendromu
Çocukları 2 yaşına gelince anne babalar ne yapacaklar?
Çocuğu kısıtlayan koruyucu yaklaşımlar
Çocuğun kendi yaşamı üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissettirmek
Seçenek sunarak fırsat vermek
Özdisiplin ve kendi sorumluluğunu alan çocuklar yetiştirmek








22 Ekim 2012

Bu Dünürler Size De Tanıdık Gelecek!

























Evli olan herkes, kendi annesiyle eşinin annesinin arasındaki çekişmeyi çok iyi bilir! Alttan alttan laf sokmalar, birbirleriyle rekabet etmeler, gözlerini devirerek imalı bakışlar... Vanish yeni kampanyası için çektiği videoda, dünürlerin bu tip komik atışmalarını çok iyi anlatmış! Yukarıdaki videoda birbirini çekemeyen bu iki dünürü siz de izleyebilirsiniz.

En çok sevdiğim şeylerden biri de, dünürlerin söylediklerinin yanı sıra aklından geçenleri de duyabilmemiz... Birbirleri hakkındaki gerçek düşünceleri, videoya büyük ölçüde mizah katmış. Oyuncuların mimikleri de bir o kadar iyi! Parodi tadındaki bu video çok konuşulacağa benziyor.

Üstelik Vanish’in Facebook hayran sayfasında, bu video ile bağlantılı bir aplikasyon da yer alıyor. http://bit.ly/omurbiterdunurgitmez adresine giderek ileride nasıl bir dünür olacağınızı öğrenebilir, pespembe bir çamaşır makinesi kazanma şansı yakalayabilirsiniz!

Bir bumads advertorial içeriğidir.


14 Ekim 2012

Yankı Yazgan Röportajı 9 - Çocuklarda Depresyon, 4+4+4 Eğitim Sistemi ve Okul Öncesi Uygulamalar

"Ebeveynin ölümü veya uzun süreli ayrılıklar sırasında, çocuğa gereken ilgiyi göstereni anneanne, babaanne, dedenin varlığı o karanlık içinde bir ışık gibi oluyor."


Çocuk, Ergen ve Yetişkin Psikiyatr'ı Prof. Dr. Yankı Yazgan ile yaptığım röportajın son bölümü Hürriyet Aile'deki "Çocuklu Yaşam" köşemde yayınlandı.  
Çocuklarda depresyon, 4+4+4 eğitim sitemi ve çocukların okula hazır olup olmadığını ve gittikçe popülerleşen okul öncesi alternatif eğitim kuramlarını konuştuk.

İlkiz Özcan Sönmez: Yetişkinlerde depresyona alıştık da, çocuklar da depresyona girer mi? Boşanma, hastalık, ölüm sonrası gibi süreçlerden sonra yaşanan depresyonu ailenin fark etmesi için nelere dikkat etmesi gerekir? Çocuklarda depresyonun nedenleri nelerdir?
Yankı Yazgan: Kayıplar karşısında girdiğimiz ruh hali, depresyona çok benziyor, fakat bu ruh haline uykusuzluk, iştahsızlık, sinirlilik, öfkelilik, dikkat dağınıklığı vs. eşlik ediyorsa bu üzüntü olmaktan çıkıyor ve tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık durumuna dönüşebilir.
Yaşamımızda bir şey eksildiğinde hissettiğimiz normal duygular aşırı uzuyor ve şiddeti aşırı oluyor. Her çocukta depresyon görülmez, anne baba ayrılığı sonrası çocukların maksimum %20-30 oranında depresyon görülebilir. Diğer yandan bir duygunun acıtıcı, üzücü, incitici olması için hastalık düzeyinde olması şart değil. Üzüntüden ziyade suçluluk duygusu toksiktir.
Suçluluk duygusu da anneyle baba arasında kaldığınız zaman, ilişkideki bozulmadan siz sorumlu tutulduğunuz zaman oluşur.“Biz sen olmadan önce çok mutluyduk” mesajını alan çocuklar var. Doğrudan söylemenize gerek yok. Çocuk doğdu ve baba gittiyse, çocuk yetişkin olduğunda “Ben doğduktan sonra siz ayrılmışsınız, benim bunda bir rolüm mü oldu?” fikrini sorguluyor.
Küçük çocuklu çiftlerin boşanmasının bazı tesirleri var ama bazı tesirler de hemen çıkmıyor. Boşanma sonrası her çocuğun ruh sağlığı bozulacak demek değil, ancak boşanmış çiftlerin çocuklarında ruh sağlığı ile ilgili daha titiz olunması gerekir. Anne ve baba arasında düşmanca duygular hiç olmazsa kontrol edilebilir.
Ebeveynin ölümü veya uzun süreli ayrılıklar sırasında (hapishaneye girmek, hastaneye yatmak), çocuğun yaşamında var olan diğer destek sistemleri çok önemli hale geliyor. Çünkü o olayı değiştiremiyorsunuz. Babanız ya da anneniz uzun süre hastanede yatması gerekiyorsa, o sırada size gereken ilgiyi gösteren, anneanne, babaanne, dedenin varlığı o karanlığın içinde bir ışık gibi oluyor. 4 yaşın üzerindeki çocuklarda iletişim ve bilgi çok daha önemlidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe daha çok bilgiye ihtiyaç duyar.
Ölümün, küçük çocuklukta olmasının bir talihsizlik yanı var, ama diğer yandan yaşamda kalan ebeveynlerin bu boşlukların bazen çok iyi doldurabildiklerini, kaybedilen anne babanın anısının yaşatılarak, adeta anısıyla onun annelik ya da babalık işlevini çocukta yerine getirebildiğini görüyoruz. Bana yardım almak için gelmiş anne babalardan da aslında güçleriyle ve psikolojik duyarlılıklarıyla hayran olunacak özellikleri olan birçok insana rastlıyorum.
Yeni eğitim sistemi…
İlkiz Özcan Sönmez: Çok tartışmaya neden olan ve anne babaların kafasını oldukça karıştıran 4+4+4 sistemi ile ilgili düşünceleriniz neler? Çocuklar bu yaşta okula başlamaya hazır mıdır?
Yankı Yazgan: 5-7 yaş çocuklarının önemli bir bölümü, hele daha önceden okul öncesi eğitim almadıysa, klasik formal akademik eğitim için henüz tam hazır olmuyorlar. 7 yaşındaki çocukların yaklaşık %10 ile %15'i hiç hazır olmuyor. Çocukların 60 aylık okula başlamasıyla birlikte, 7 yaşında bile hiç hazır olmayan %10-15'in oranı daha da büyüyecek. Davranış problemleri, okulda öğrendi, öğrenemedi, sınıfa uyum sağlayamadı gibi sebeplerle doktora başvurma ve tedavi alma zorunluluğunu doğuran bu tür eğitim düzenlemeleridir.
Ben olumlu sonuçların kısa vadede en azından olmayacağını düşünüyorum. Tek bir yolu var, okul öncesi eğitimin zorunlu ve herkes için ulaşılabilir hale getirilmesi. İsveç'te, Norveç'te çocuklar erken okula başlıyor ama 2 yaşından itibaren parasız en kaliteli okul öncesi eğitimi alma fırsatları var. Türkiye'de ise yok. Karşılaştırmaları bu şekilde yapmak gerekli.
60 aylık bir çocuk ilkokul bir öğrencisi olmak için uygun birisi değil. Bunun için en az iki yıllık çok iyi bir okul öncesi eğitim almış olması gerekiyor.

Okul öncesi eğitim


İlkiz Özcan Sönmez: Gittikçe popülerleşen okul öncesinde alternatif eğitim kuramları ve bunların Türkiye’deki anaokulu uygulamaları hakkında (Montessori,Waldorf,Reggio Emilio,vb. Gibi ) ne düşünüyorsunuz?
Yankı Yazgan: Hepsi güzel ve geçerli. Önemli olan, çocuğun yapılandırılmış, belli bir felsefesi olan, belli bir bakış açısı olan, çocuğun keşfetme, öğrenme, merak etme, kurcalama, anlama gibi ihtiyaçlarını karşılayan ve bunun temelinde dil gelişimini, karşısındaki ile ilişki kurma becerisini, karşısındakinin arzularını ve ihtiyaçlarını anlama becerisini geliştiren yöntemler lazım.
İlkiz Özcan Sönmez: Çocuğun anadilinden farklı bir dilde öğretim veren okullara gitmesi, günümüzde anne babalar tarafından sıkça tercih ediliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yankı Yazgan: Tartışılan bir konu, mesela ABD'de iki dilli çocuklarla ilgili birçok araştırma var. (İspanyolca, ingilizce). Yapılan araştırmalarda, küçük yaşta ikinci dilin eğitim dili olarak kullanılmasının, genel olarak dil gelişimine dair negatif etkileri olabileceğine dair birçok kuram var. Fakat bu 3 yaşından önce daha fazla belirgin. 3 yaşından sonra dil becerisi gelişmiş çocuklarda, (zaten yeterli olgunluğa ulaşmadıysa orada başka bir problem var demektir) ikinci bir dilde eğitim görmenin pratik olarak büyük bir sakıncası olduğunu sanmıyorum. Bir faydası var mı derseniz, o tartışılabilir.

13 Ekim 2012

Otizim Akademisi'ni Biliyor Musunuz?


Seminer: “Otizm Spektrumundaki Çocukları Aile Ortamında ve Okulda Nasıl Destekleyebiliriz?“


10 Ekim'de Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen Psikiyatr Prof. Dr. Yankı Yazgan'ın konuşmacı olarak katıldığı seminerdeydim.
Açıkçası bu seminerden twitterda @yankiyazgancom sayesinde haberdar olmuştum.
Yaygın Gelişim Bozukluğu yani "ygb bta/pddnos, tipik/atipik otizm, asperger sendromu, sosyal iletişim bozukluğu" tanısı alan çocuklarımızın ebeveynlerini uzun ve bol emek gerektiren biraz da yorucu bir süreç bekliyor.

Bu süreci daha kolay geçirebilmek, ancak bilgilerin paylaşımı, ailelerin birbirlerine ve uzmanların bu durumdaki ailelere destek olması ile mümkün.

Gönüllü bir kendini eğitme ve paylaşma platformu olan Otizm Akademisi'nin bu 6. toplantısıydı. Herhangi bir ücret ödemeden katılabileceğiniz bu toplantılarda çok sayıda aile ve uzman biraraya geliyor. Temel tartışma ve paylaşım konularından bir tanesi "Otizm tanısı almış çocukların eğitim hakkını nasıl kullandırabiliriz?" idi.

Yukarıda saydığımız herhangi  bir yaygın gelişim bozukluğu tanısı almış farklı yaşlardaki çocukların ebevynlerinin en sık vurguladığı konu, anaokulu veya okula giderken diğer çocukların anne babalarının anlayış göstermeyen ve incitici tutumlarıydı. Bunların bir kısmı hastalık hakkında bilgisizlikten kaynaklanırken, bir kısmı da malesef farklılığa olan tahammülsüzlüğümüz nedeniyle, "benim çocuğumla aynı okulda okumasın" mantığının bir sonucuydu. Bu süreci yaşayan ailelere göre "çatışma ve mücadele hayatın her alanında". Sevindirici olan şu ki, birçok aile de başarı hikayelerini paylaştılar. 

Okulda yaşanan sorunların kaynağını ve süreçte başarıyı getiren faktörleri Yankı Yazgan şöyle özetledi:

"Otizm, anlama süreçlerini etkiler. Bazı başka çocuklara uygulanan yaptırımlar özel tasarlanmadıysa, otizmli çocuklarda işlemiyor. Dürtüsellik ve hiperaktivite kontrolü zorlaşıyor."

Kendini sözel olarak yeterince ifade edemeyen çocuklar en büyük sıkıntıyı, tenefüslerde giriş çıkışlarda arkadaşlarıyla yaşıyorlar. Zaman zaman sınıftaki arkadaşları onları istemiyor. Sınıfta zorbalık varsa, eğer farklıysanız ve zayıf görünüyorsanız sınıftaki bir grup onu kızdırmaya başlayabiliyor.




Okula Uyumda Başarıyı Sağlayan Nedir?

  • Anne babanın inkar etmek yerine tanıyı kabul edebilmesi ve zaman kaybetmeden çözüm yolunda adımlar atmaya başlaması son derece önemli. "Bizim bir problemimiz var, bunun için ne yapabiliriz?"
  • Doktor, terapist, okul, öğretmen vs. konularda değişikliğin az olması
  • Birden çok öğretmen. Bu çocuklar yakın temastan fayda görüyorlar. Sınıfa bir  öğretmen daha sokmak için ısrar etmek (yardımcı öğretmen ya da gölge öğretmen de deniyor), küçük sınıf ve benimseyen öğretmen 
  • Anne baba dayanışması  (Problemin tespitinden önce karı koca ilişkisi iyi ise bu çiftler bu sürece dayanıyor. Eğer ilişki sıkıntılı ise bir de bunu kaldıramayabiliyorlar)
  • Sorumluluğu alan bir öğretmen
  • Çocuğun ihtiyaçlarına, seviyesine ve problemlerine göre süresi değişen özel eğitim desteği alması
  • Kaynaştırma raporunu mutlaka almak gerekli, bu bir hakkın tespiti
  • Okulla birlikte çalışmak, çözüme odaklanmak 
  • İnsanlarla iyi geçinmek önemli ama yeri geldiğinde çocuğun yararını gözetmeyen durumları kabul etmemek
  • Şiddeti ve zorbalığı hoşgörmeyen bir okul yönetimi

12 Ekim 2012

Bumerang Yazmadan Duramayanlara Bi' Nefes Aldırdı


Hayatımızın koşuşturmacası arasında kendimize bir gün ayırmak mümkün mü?
Sahi kendine bir tam gün ayırabilen var mı? Geçtiğimiz günlerde Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu 150 kadına Hayalime Dokun Zirvesi'nde bu soruyu sordu ve aldığı cevap üç beş kadın hariç, "hayır"dı. (Zirveyi duyurmuştum, yazısı geliyor). Çocuğumuza, eşimize zaman ayırıyoruz... İş yerinde geçirdiğimiz saatler, evimizin işleri, alışveriş, çocuğun okulu, kursu derken bize, kendimize ayıracak zaman kalmıyor.12 Ekim Cuma günü "Bumerang Deneyim Günleri" kapsamında işte ben bunu başardım. 

Can Gürzap ve Arsen Gürzap'ın kurduğu Dialog İletişim ve Anlatım Merkezi Kalaşmış'ta sevgili eğitmenimiz Yeşim Alıç'dan "Nefes, Bedenle Tanışma ve Etkili Beden Kullanımı" eğitimi aldık. 
Birçok Bumerang blog yazarının katıldığı bu eğitimde zaten her zaman nefes konusuna takık olan ben çok büyük keyif aldım. Neden mi? Daha önce aldığım nefes seminerlerinde "Nefes almadan yaşayan biri" olarak tanımlanan ben, "Zaten bunu beceremem, diyafram nefesi çok zor, bunca yıldır oluşan alışkanlığımı kırmak imkansız" diye düşünüyordum. Oysa Yeşim Alıç sabah 9:00-15:00 arasında bu konudaki fikirlerimi tamamen değiştirdi. Yöntem olarak, yaklaşım olarak o kadar doğru adımlar attı ki... Beynimdeki o "Yapamam, edemem, çok zor" kalıplarını kırarak "bu işin doğalı bu, zaten bunu biliyorum, yeniden hatırlayabilirim" kalıplarını adım adım yerleştirdi. 

Çalışmaya diyafram nefesiyle başlamak yerine, göğüs nefesiyle başladı. Şunu anladım ki, kısa hızlı kesik kesik nefes almamın tek nedeni, nefesimi doğru verememek. Yani alamamak bir sonuç, herşeyin olduğu gibi onun da bir nedeni var. Gözden kaçan en önemli ayrıntı nefesimizi yeterince boşaltamamak. Göğüs hala nefesle dolu olunca da nereye nefes alabilirsin? Ayrıca bedenimizi doğru duruşa getirmeden diyafram nefesi almak mümkün değil. Dolayısıyla ikinci adımda karnın dört tarafını nefesle doldurabilecek, doğru duruşa, tam merkezde olmaya odaklandık. Diyafram nefesi bu altı saatlik çalışmanın en sonunda yaptığımız egzersizdi. Tüm şartları hazırlayınca diyafram nefesi zorlanmadan geliyor.

Elbette, insanın içinde olup bitene bakması öyle zor ki, çünkü göremiyorsunuz, çok soyut. Diğer yandan bence bu eğitimin en başarılı yanı Yeşim Alıç'ın da yıllar içinde öğrencilerine daha iyi öğretebilmek için geliştirdiğini söylediği göreselleştirme ve canlandırma çalışmaları. Ancak bu şekilde beynimde görselleştirdiğimde, bedenimle iletişim kurabiliyorum. 

Nefes almaya hergün 15 basit egzersizle hergün devam edeceğim. Yaklaşık 2 dakikamı alacak.

Doğru nefes almanın uzun ve sağlıklı bir yaşama olan katkısı kadar kendimizi dinlemek, en saf ve doğal haliyle kendimizle iletişim kurmak gibi faydaları da var. Sağlıklı uzun bir yaşam sürmek ve bu yaşamı anlamlı sürdürebilmekten daha önemli ne olabilir? Hem de nefes almak kadar basit ve doğal bir yolla...

Bu müthiş deneyimi hepinizin yaşamasını tavsiye ederim.

Bu deneyimi paylaştığım tüm blogger arkadaşlara teşekkürler...


11 Ekim 2012

Annelutfen.com'da, Annelerin "Annelik" Duygusunu Anlatacağı Ödüllü Yarışma


Hemen hemen hepimiz için anne olduğumuz an kendimizi en mutlu, en başarılı, en heyecanlı, en zirvede hissettiğimiz an'dır. Öyle duygusaldır bu an'ı öyle kolay kolay anlatamayız. Hatırladıkça tekrar tekrar yaşamış gibi oluruz.
Annelutfen.com çok özel bir yarışma düzenliyor ve annelerden işte bu duygularını yazıya dökmelerini istiyor.
Hem çocuğunuz için gelecekte müthiş bir hediye olacak bir yazı, hem de 500TL ödül kazanma şansı.
Yazılarınızı değerlendirecek jüri içinde ben de varım, bu da beni ayrıca mutlu ediyor.

Gelin Annelutfen.com'dan Pazarlama Müdürü Özlem Özbilgili'nin sözleriyle yarışma detaylarını alalım...

Bugün yeni bir yarışmaya başlıyoruz ve çok heyecanlıyız!

"Annelutfen.com olarak en önemli amacımız anneleri daha iyi anlamak ve onların ihtiyaçlarına cevap verebilmek. Bugün başlayacak olan yarışmamızda, annelerden dünyanın en güzel duygusunu anlatmalarını istedik: Annelik. Bu bir aylık yarışma dönemi bizim için çok keyifli ve faydalı bir süreç olacak. Türkiye’nin her yerindeki annelerden birbirinden güzel yazılar okuyacağız. Ve sonunda büyük ödülümüz ile bir annemize sürpriz yapacağız.

Annelutfen.com olarak heyecanımızı sizlerle de paylaşmak istedik. Katılım sayfamıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz."

YARIŞMA DETAYLARI:

10 Ekim - 10 Kasım tarihleri arasında Annelutfen.com’dan alışveriş yapan herkes 500 TL’lik hediye çeki kazanma şansı elde ediyor. Katılmak için tek yapmanız gereken, bize anneliği bir yazıyla anlatmak. İster bir cümle isterseniz bir sayfa ile bize kendi kaleminizden “Annelik Duygusu”nu anlatın, hediye çekini siz kazanın!

Annelutfen.com jürisinin değerlendirmesi sonucunda en güzel yazı 500 TL’lik hediye çeki kazanacak.




10 Ekim 2012

Deneyimli Anneler buluşuyor İstanbul toplantısına davetlisiniz...


Büyük buluşmaya, sarılmaya, kucaklaşmaya, deneyimlerimizi paylaşmaya bekliyoruz. Hayat anneysen ve annelerle deneyimlerini paylaşıyorsan güzel çünkü...

Deneyimli Anneler buluşuyor, tecrübelerini ve yaşadıklarını paylaşıyor!

Türkiye'nin en çok okunan anne, çocuk yazarları Nora Romi, Nilüfer Kas ve Pınar Reyhan Özyiğit elele tutuştular, yeni anneleri bilinçlendirmek için Türkiye'yi gezmeye başlıyorlar.

Büyük buluşmaların ilki 13 Ekim 2012'de Göztepe Optimum Outlet'de gerçekleşecek. Saat 15.00'de başlayacak, anne, baba adayları, yeni anneler ve babaların davetli olduğu organizasyon sürprizler ve armağanlar ile dolu kalabalık bir buluşma olacak.

Buluşmalar il il düzenlenecek, çalışan annelerin de rahat katılması için hafta sonları olacak ve ilk üç buluşma, İstanbul, İzmir ve Ankara 'da yapılacak.

Hayatta en önemli şeyin "paylaşmak" olduğuna ve gerçekte yaşanan tecrübelerin annelerin hayatını kolaylaştıran en önemli değer olduğuna inanan HT Hayat Yazarları Nora Romi, Nilüfer Kas ve Pınar Reyhan Özyiğit ülkemizin farklı illerinde düzenlenecek "Deneyimli Anneler Konuşuyor"buluşmalarında anne ve babalara bebek bakımından, banyoya, uykudan, beslenmeye, eğitimden, spora kadar bir çok konuda deneyimlerini aktaracaklar, soruları cevaplayacak ve anneleri sürprizlere doyuracaklar...


Ontex Türkiye Pazarlama Müdürü Müge Hasbay Öztunç'un moderasyonunu yapacağı Anne Buluşmaları'nın ilkine, 13 Ekim Cumartesi günü Göztepe Optimum Outlet'de, saat 15.00'de bekliyoruz herkesi...

Hayat anneysen ve annelerle deneyimlerini paylaşıyorsan güzel çünkü...

8 Ekim 2012

Yankı Yazgan Röportajı - 6 Özgüvenli ve Saglıklı Çocuklar için Hangi Annelik Tarzı


Annelik tarzımız: 

İlkiz Özcan Sönmez: Kendini geliştiren, okuyan araştıran anneler için de hayat daha bir zorlaştı, annelik sanki mayınlı bir tarlada yürümeye benzemeye başladı.  Çocuğumuza olan davranışlarımız belli akımlara  ve trendlere sokulmaya başlandı. Aşırı koruyucu annelik, helikopter annelik, otoriter annelik, doğal ebeveynlik, izin verici ebeveynlik arasında kimin doğruyu söylediğini, kime inanacağımızı şaşırıyoruz ve zaman zaman mayına basmış ve çocuğumuz için çok yanlış birşey yapmış gibi kaygılanıyoruz. 


Örneğin bir yanda bazı ekollerde emziremeyen anneye anne gözüyle bakmaz, çocuğunu sürekli üzerinde taşıyıp, beraber uyumayı savunurken,  diğer yanda biberon veren, doğduğu günden itibaren kendi odasında yatırmaya başlayan, şımarmasın diye çocuğunu kucağına almaktan çekinen başka bir uç var. Her ikisi de bunu çocuğun özgüvenli ve sağlıklı olması için yaptığını savunuyor. Bağımlı olmak ve bağlı olmak ve özgüven ekseninde dengeyi nerede bulabiliriz?  


Yankı Yazgan: Doğrusunun hangisi olduğuna dair, yeterince veri yok. Diğer yandan ölçü, çocuğun ihtiyaçlarının nasıl karşılandığıdır. Çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamaya dönük yaklaşımlar var mı, örneğin 3 aylık bir bebeği koynunuza almakla, 9 yaşında bir çocuğu koynunuza alıp kocanızı içeri odaya göndermek arasında bir fark var. Özellikle yaşa göre değişen ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığınız birinci ölçü. İkinci ölçü ise bütün bunların ne kadarını kendi kolayımıza gittiği için ya da kafamızdaki ideolojileri uyduğu için yapıyoruz, ne kadarını gerçekten bu çocuğun buna ihtiyacı var diye yapıyoruz.
Bu soruyu sormak çok önemli. Yoksa birçok anne ve babada gördüğümüz, kendi hoşlarına giden, yaşamlarına uyan önerileri benimsiyor ve uyguluyorlar.

Aslında anne babalık bir anlamda bir vazgeçiş içeriyor. Bazı temel doğru bildiklerimizden vazgeçmeyi getiriyor. Neden vazgeçiyoruz? Çocuğun ihtiyaçlarına uymadığını gördüğümüz için vazgeçebiliyoruz. Çocuğun ihtiyacının ne olduğunu sezmek önemlidir. Örneğin 2.5 - 4 yaş arası özerkliğin kazanıldığı zaman, o nedenle çocuk bir yandan bize yapışırken bir yandan da bağımsız olmak istiyor. O çelişkiyi yaşıyor yani hem uzaklaşayım, bağımsız olayım ama aynı zamanda da kopmayayım. Bunu da en çok ayrılık anlarında hissediyorsunuz. Uykuya gidşinde, okula göndermekte, sizin sabahleyin çıkıp işe gitmenizde vs. daha çok hissedilir. O anları nasıl yönettiğinize bağlı. O anda sizin çocuğunuzun ihtiyacı size yapışmak gibi gelebilir. Ama temel ihtiyacı size yapışmak mıdır, yoksa bağımsızlığını kazanmak mı?

Bu yüzme öğrettiğiniz bir çocuğun yüzebilmesi için ona yardım etmenize benzer, genelde öncelikle boynunuza asılır. Siz "Bu istemiyor" deyip çıkacak mısınız, yoksa onu cesaretlendirerek yüreklendirerek sizden bir parça bağımsız olarak kulaç atmasını sağlayacak mısınız?

Çocuk istemiyor demek aslında işin kolayı. Orada ekstra 15-20 dakika uğraşmanız lazım, hatta bazı durumlarda defalarca uğraşmanız lazım. Ama biz, bir an önce dönüp şezlongumuza yatmak istiyorusak, "Aa, zaten çocuğu üzmeyelim, ağlatmayalım, yüzmese de olur, gelecek sene öğrenir" diyebiliriz.

Bunu kimse bir eleştiri olarak almasın, ben kendimi çocuk yetiştirme uzmanı saymıyorum ancak tıpla ilgili majör problemlerle uğraşıyoruz. Ve oradan çıkardığımız dersler bize gösteriyor ki, çocukların yaş dönemlerine göre ihtiyaçları değişir. Biz kendi kafamızdaki kalıplar dışına çıkıp da, çocuğun hem o andaki, hem de gelecekteki ihtiyacını düşünmeliyiz. O anda rahatlatmak, o andaki ihtiyacı olmayabilir. Bazen çocuğu rahatsız edici şeyler onun ihtiyacı olabilir. Fıstıklı çikolata yemek yerine ıspanak püresi yemek (kimin önüne konsa fıstıklı çikolatayı seçer). Bunun gibi ikilemlerde karar vermek zor.

İlkokula doğar doğmaz çocuğunu yazdıran anne babalar orada ileriye bakıyorlar da, niye bu tür konularda bakmıyorlar diye düşünebilirsiniz. Çünkü orada birşey yapmanız gerekmiyor, gidip ismini yazdırıyorsunuz, pek zor değil. Ben kolaycılığa kaçmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Kolay ile basit aynı şey değil. Doğal annelik basittir,  yalındır, süssüzdür, işin özüne dönüktür. Ama kolaycı annelik ya da babalık, çocuğun ihtiyaçlarına göre değil, daha çok anne babanın ihtiyaçlarına göre şekillenen anne babalıktır.

Bizim canımız akşam geç saatlere kadar dışarıda arkadaşlarımızla oturmak istiyor. Çocuğumuz da sürünüyor ortalıkta, "Canım bunun önemi yok, böyle alışsın istiyoruz" diye bir açıklama yapıyoruz.
Çocuğun ihtiyacı bu değildir. Mesela 2 yaşında bir çocuğun ihtiyacı gece geç saatlere kadar rakı sofrasında oturmak değil. Sofrayı bırakıp "Arkadaşlar biz kaçıyoruz, sabaha görüşürüz" deyip kalkabilmek. Bu işin ideali elbette... Madem idealler üzerine konuşuyoruz, ideal bizim kafamızda değil, çocuk bize zaten idealle ilgili konuda yol gösteriyor.

5 Ekim 2012

Yaşam Öğrenmeye Devam Etmektir


Istanbella'da yayınlanan yazım

Çocuklu Yaşam Merkezi'nin kurucusu ve oyun terapisti İlkiz Özcan Sönmez, İstanbella için kariyer hayatında yaşadıklarını anlattı. 


Geçtiğimiz on küsur yılım annemin şu sözleriyle geçti: “Kaç yıldır çalışıyorsun, bitmedi hala sizin şu eğitimleriniz!”
Gerçekten de aldığım eğitimlere bakıyorum da finansla ilgili teknik sertifikasyonlardan, kişisel gelişime, iletişimden, NLP’ye, ebeveyn koçluğundan, çocuklarla oyun terapisine, gestalt psikolojiden, gelişim psikolojisi yüksek lisansına geniş bir yelpazesi var.
Hiçbir zaman kariyer hırsına kapılmış, insanları inciterek kariyer yolunun bir üst basamağına çıkmayı hedefleyen biri olmadım. Aynı zamanda hiçbir zaman, hayata tek yönlü bakmayı da kabul etmedim. Bir finansçı, finansçı gibi, bütçeci, bütçeci gibi, pazarlamacı ille de pazarlamacı gibi olmak zorunda değildir ki. Bence asıl yolculuk kendi içimize yaptığımızdı ve asıl zorlu yol, basamakları yukarı doğru çıkmak değil, kendi içimizde derine, daha derine inmekti.
Bu nedenle otuz yaşında, yönetici konumundayken, kendimi dinlemeyi seçtim, Neye yeteneğim olduğuna dönüp baktığımda, etrafımdakilerin hemfikir olduğu “iyi bir dinleyici” olduğumdu. Yargılamadan, bölmeden, tarafsızca dinlemeyi becerebiliyor, açıkça sorabiliyordum (buna eşim katılmama hakkına sahiptir). İçimde başka insanlara yardımcı olma isteği, çorbada bir parça tuzumun olması beni çok mutlu ediyordu. Beni en çok rahatlatan şey, yazı yazmak, fotoğraf çekmek, yaşamın acı tatlı anılarını biriktirmekti. Kim bilir belki de bir zamanı durdurma, dünyayı güzelleştirme çabası…
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen ünlü oyun terapisti Prof. Dr. Byron Norton verdiği seminerde şunları söylüyordu “Çocuk yetiştirmede öğrenme karşılıklı bir süreçtir, örneğin ben yaşamımda en çok şeyi benden oyun terapisi eğitimi almaya gelen birinden öğrendim.” O nedenle kendinizi çocuğunuzdan öğrenmeye hazırlayın.
Üç yıl önce kızım Ada doğmadan önce biri kahve falıma baksa, bana “Bundan sonra sen Amerika’ya gideceksin Ebeveyn Koçluğu eğitimi alacaksın, sonra Oyun Terapisti hatta Gelişim Psikoloğu olacaksın” dese, “Yok artık, amma da uçtun” derdim. Bugünden geleceğe baktığımda ise kendimi eşi benzeri olmayan balıklarla dolu bir gölün önündeymişim gibi görüyorum. Bakalım bana doğru uçan fırsatlardan hangilerini tutacağım?
Bazen bir karar vermeye çalışırken, ailemiz, eşimiz, dostumuz, hatta kendi mantığımız isteklerimizden çok sorumluluklarımızdan yana olabilir. Bazen günlerce bir uçurumun eşiğinde aşağıya bakıyormuşçasına korku duyarız. Ya sahip olduklarımızı kaybedersek, ya işler umduğumuz gibi gitmezse? Ama bizi dünyaya bağlayan o kararı verdikten sonra, bir de bakarız ki o hep oradaymış ve zaten başka bir yol seçemezmişiz.
Dünyanın en risk almayacak şekilde yetiştirilmiş bir “tek çocuğu” olarak, hayranı olduğum müthiş bir işkadınının bir eğitimdeki “Herkes girişimcilikte riskten söz eder, bana risk nedir söyleyin? Ben bakıyorum ama göremiyorum risk falan. Bence bu odadan çıktığınızda kafanıza bir kalas düşme riski daha yüksek.” sözleri beni hayretlere düşürmüştü. Ağzım açık halde, ondaki bu cesarete hayran olmuştum.
Hayatta boş tesadüflere inanmam, her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım. Yine aynı kişi, benden hiçbir zaman vazgeçmemiş, hayalime erişebilmem için kimsenin olmadığı anda elimden tutmuştur.
Bence hayatta üç risk vardır. Birincisi ait olmadığınız yerde durmaya çalışmak ki doludizgin koşuyor gibi görünseniz de, o atın sizi ne zaman sırtından atacağı hiç belli olmaz. Bu işiniz olabilir, eşiniz olabilir, çocuğunuzla olan ilişkiniz olabilir vs.,  kalbinizi vermediğiniz sürece başarmanız kolay değildir.
İkincisi, kendinizi başarmaya, bu noktada olmaya layık görmemektir. Bunun da çocukluğunuzda kendinizi değerli hissetmenizle yakın ilişkisi vardır. Zaman zaman her ikisini de yaşamış, “sağlamcı” bir insan olarak tutamadığım o eşsiz balıkları da görüyorum. Ve demek ki, benim için henüz doğru zaman değilmiş ama bunun da zamanı gelecek diyorum.
Üçüncü risk ise kurban psikolojisidir. Birilerinin sizin hakkınızı yediğine inanırsınız, Herkese altın tabakta sunulan o müthiş hayat size sunulmamıştır maalesef. Doğuştan şanssızsınızdır, elinizden bir şey gelmez. Hayatınızın kontrolünün sizde değil, başkasının ellerinde olduğuna inanırsınız. Hepimiz zaman zaman bu duyguları yaşarız, önemli olan kendimizi çok kaptırmadan bu olumsuz gidişe dur deyip, yapıcı adımlar atmaya başlamaktır.
Benim için yaşadığımı hissetmenin en doğru yolu öğrenmeye devam etmek, hem sonsuz bir iştahla hem de birçok konuda. En çok da insanla ilgili öğrenmeye devam etmek. Aşılmaz gibi görünen engelleri aşan da, üzerine tonlarca duygusal yük yüklendiğinde, travmalar yaşadığında, sevdiklerini kaybettiğinde yine de ayakta kalabilen de, en küçük darbeden yıkılabilen de insandır.
Peki, öğrenmek ne zaman biter? Yaşam ne zaman biterse... Hatta öyle hissediyorum ki, yaşam amacımı genişletmeliyim. Yaşarken öyle şeyler yapmalıyım ki, benden sonra da başkalarının öğrenmeye devam etmesine katkıda bulunacak tohumları ekmiş olmalıyım.
İlkyazım için çok uzun bile yazmışım, umarım sıkılmadınız. Bundan sonra genellikle “Çocuklu yaşam “ hakkında ama bir bakmışsınız ilişkiler, sevgi, yuvamız, dünya hali, eğrisiyle doğrusuyla girişimcilik ve daha pek çok konuda yazabilirim. Burada yazmam için davet eden İstanbella kurucu ekibine sonsuz teşekkürler!..
Ve tüm İstanbella okurlarına merhaba…

"Çocuklarla El Ele Ebeveynlik" Kitabı Hediye Ediyorum!



Pam Leo'nun Yılın Kitabı seçilen, Gün Yayıncılık'ın dilimize kazandırdığı "Çocuklarla El Ele Ebeveynlik" (Orjinal ismi Connection Parenting) kitabını kazanmak için yapmanız gereken;

11 Ekim Perşembe günü 22:00'ye kadar yorum bırakabilir veya sorunuzu sorabilirsiniz. 
(Sorularınızı Sizin Köşeniz bölümünde yanıtlayacağım.)

Hediyenin talihlisini 12 Ekim Cuma günü 3 yaşındaki kızım kura ile belirleyecek.

Bizim çocuklu yaşamımızı sevgi dolu ve mutlu geçirmemizi sağlayan, son derece haraketli olan çocuğumu kolayca anlamamı, davranışlarının şifresini çözüp, ihtiyacını önceden karşılayarak olası problemleri engellemeyi, aramızda çatışma yerine sevgi ve güven dolu bir bağ kurulmasını sağlayan bu kitap umarım benim hayatımı değiştirdiği gibi sizinkini de değiştirir...









"Çocuklarla El Ele Ebeveynlik" Anne Baba Eğitimi 14 Ekim'de


Bu program, Amerika'da Uluslararası Ebeveyn ve Aile Koçu yetiştiren ACPI’nın eğitmenlerinden, çocuklarla 55.000 saatten fazla zaman geçirmiş, “Yılın Kitabı” ödüllü Connection Parenting kitabının yazarı Pam Leo tarafından oluşturulmuştur.
“Neden bazı çocuklar büyüyüp Gandhi olurken, bazıları Hitler oluyor? Doğumdan yetişkinliğe kadar bu farkı yaratacak neler oluyor?” sorusuyla yola çıkarak uzun yılların araştırması ve tecrübesi ile oluşturduğu atölye dizisi 1989’dan beri dünyanın birçok yerinde ebeveynlerle buluşmaktadır.
Bir ebeveyn her “Doğru yapmadım. Keşke deseydim ki…” dediği sefer otomatik olarak yeni bir şans kazanır.
Çocuklarla yaşamda çıkmaz sokak yoktur. Daima yeni bir şans vardır.
Çocuklarla El Ele Ebeveynlik yaklaşımı ile; haydi çocukluklarında yaşadıklarından ötürü iyileşmek zorunda kalmayan yetişkinler yetiştirelim
Bu eğitimin amacı
Anne–babalara çocukları ile ilişkilerini güçlendirmeyi sağlayacak becerileri öğretmek amacıyla hazırlanmıştır.
Çocuklarla El Ele Ebeveynlik, disiplinin gerçek anlamını irdelerken, gerçek disiplinle ilgili yeni beceriler ve araçlar sunuyor. Eğitime katılan anne babalar, çocuklarının davranışlarının ne anlama geldiğini öğrenebilir, davranışa tepki vermek yerine ihtiyaçlarını karşılamaya ve bağ kurmaya odaklanabilirler.


Katılımcılara katkısı
  • Sağlıklı ve koşulsuz bir ebeveyn-çocuk bağı kurmanız
  • Doğru iletişim kurma
  • İşbirliği sağlama
  • Duygusal patlamalar, ağlama krizleri, öfke nöbetleri ile başa çıkma
  • Çocuğunuzun sosyal yönünü güçlendirmeniz
  • Sağlıklı bir özgüvene sahip çocuk yetiştirme
  • Büyüdüğünde saygılı, sorumluluk sahibi ve güvenilir bir yetişkin olması
  • Nasıl konuşursanız çocuklarınız sizi dinler?
  • Konuşma ve beden dilimize odaklanmak
  • Disiplin – Ceza - Özdisiplin
  • İhtiyaç – kaynaklar dengesini gözden geçirmek

Bu eğitim kimler için uygun?
  • Mutlu, kendini değerli hisseden sağlıklı çocuklar yetiştirmek isteyen,
  • Güçlü ve sevgi dolu bir ebeveyn çocuk ilişkisi kurmayı amaçlayan,
  • Disiplinin gerçek anlamını irdelerken, alışılagelmiş düzene karşı çıkabilecek, farkındalığını arttırmaya istekli,
  • Aile içi iletişimde üç günde mucizeler yerine kalıcı ve ömürlük çarelere ihtiyaç duyan her anne  ve baba katılabilir. 
  • Anne ve baba dilerse birlikte katılabilir. 
Program (*)
"Çocuklarla El Ele Ebeveynlik" yöntemi için tüm programa katılabilir ya da atölyeler arasından seçim yapabilirsiniz.
(*) Herhangi bir nedenle katılamadığınız haftayı, bir sonraki grupta katılarak telafi edebilirsiniz.

Eğitmen: İlkiz Özcan Sönmez

Academy for Coaching Parents International’da Ebeveyn ve Aile Koçluğu eğitimini tamamladıktan sonra Çocuklu Yaşam Merkezi’ni kurmuştur. Gelişim Psikolojisi Yüksek Lisansına devam etmektedir. Birebir ebeveyn görüşmeleri ve anne-baba eğitimleri yolu ile bir ömür boyu sürecek ebeveynlik yolculuğunu tüm aile bireyleri için daha keyifli hale getirmek için çalışmaktadır.
Oyun ve oyuncaklar kullanılarak çocuklar ile iletişim kurmaya, sorunları çözmelerine ve olumsuz davranışlarını değiştirmelerine yardımcı olan Çocuk Merkezli Oyun Terapistidir.

Play Therapy Center tarafından onaylı Filial Aile Terapistidir.  Ayrıca Gestalt Psikoloji eğitim programına devam etmektedir. 3 yaşında Ada’nın annesidir.


Yer:
Yorum Psikolojik Danışmanlık:  Zeytinoğlu Cad. Arzu-1 Apt. Kat:3 D:20 (Akmerkez Etiler Kapısı Karşısı) Etiler - İstanbul
Bilgi ve Kayıt
(212) 351 25 13 / (533) 551 76 64 / info@yorumpsikoloji.com 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...