10 Eylül 2012

Oyuncak Müzesi'nde Bir Gün

Ailemizin bütün fertleri oyuna ve oyuncağa düşkündür. Yaşlarımız ve ilgi alanlarımız zaman içinde değişse de oyuncak Ada'dan önce de sonra da bizim için çok önemlidir.

Ada doğmadan önce de Oyuncak Müzesi'ne gitmeyi çok isterdim. Ancak ilk ziyaretim bir tesadüf eseri geçen yıl aldığım oyun terapisi eğitimi öğle arasında gerçekleşti. 

İlk defasında da sonraki gidişlerimde de büyülü bir mekan izlenimi bıraktı bende. Hele de kendi oyuncaklarımın aynısından orada olduğunu görmek beni müthiş heyecanlandırdı.

Şimdiki çocukların anlaması güç elbette. Camın arkasında duran bezden maymunu gördüğümde, ta çocukluğuma gittim. Kulağının kıvrımı, kuyruğu, denizci kıyafeti ve şapkasıyla, o her yere taşıdığım, gece yatarken yalnızca baş parmağı ayrı dkilmiş elini tuttuğum pek değerli maymunumu, ancak orada görünce hatırladım.

Çocukluk hatıraları ne de çabuk unutulmuş...

Geçtiğimiz hafta Ada'yla ilk kez gittik Oyuncak Müzesine. Oyuncak Müzesi denince, oyuncak dükkanı gibi birşey anlamış olmalı ki, neden camın arkasında olduklarını bir türlü anlayamadı.
Babasıya hatıra parası bastılar.


Her ne kadar etrafı keşfetmek hoşuna gittiyse de bir süre sonra onlarca oyuncak tarafından uyarılmak kızıma biraz fazla geldi.


Tavanlara kadar her yeri inceledi.


Sonunda ahşap boyama atölyesinde karar kıldı. Büyük bir zevkle önlüğünü taktı ve onlarca kat kat tekrar tekrar boyadığı ahşap treniyle ilgilendi.


Nareddin hoca fıkralarından en çok kazanın doğurmasına gülen kızım, eşeğe ters binen hocanın kocaman heykelini görünce fotoğraf çekmeme birşey demedi.



Sonra çok acıkmış, biz de Suadiye Beyaz Fırın'ın yolunu tuttuk. Halinden de anlayabileceğiniz gibi biz yedik, o atıştırdı.


Şeker, çikolata yememesi için ne kadar çaba harcasam da şahane makaronları görünce almadan geçmeye gönlüm razı olmadı. Çocukken de yiyemeyecekse, ne zaman yiyecek bu çocuk, benim çok sevdiğim makaronları?


0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...