"Çocuklarla El Ele Ebeveynlik" Anne Baba Eğitimi 4 Şubat Pazartesi Saat:13:00-15:00'de Yorum Psikolojik Danışmanlık'da başlıyor

Kayıt: Yorum Psikolojik Danışmanlık Tel: (212) 351 25 13-14 Adres: Zeytinoğlu Cad. Arzu 1 Apt. Kat:3 D:20 Akmerkez Etiler Kapısı Karşısı Etiler - İstanbul

"Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler? Faber Mazlish Atölyeleri

İlk konumuz "Çocuğumuza Olumsuz Duyguları ile Başetmeyi Öğretmek" Kayıt: info@annecee.com (532) 294 94 05

Oyun terapisi ile çocuğunuzu anlayın

Çocuklar kendilerini ifade edebilecekler, risk alabilecekler, sosyal kuralları ve sınırları öğrenebilecekler ve yaşadıkları sorunlar ile başaçıkabilme yollarını keşfedebilecekler. ilkiz@cocukluyasammerkezi.com

Filial aile terapisi oyun yoluyla aileleri güçlendiriyor

Çocuğunuzun iç dünyasında neler olup bittiğini anlayabilmek ve çatışmaları çözebilmek için randevu alabilirsiniz. ilkiz@cocukluyasammerkezi.com

31 Ağustos 2012

Sizin Köşeniz: Öfke nöbetleri ile başedemez olduk


"İnanılmaz hareketli bir çocuk. Bizlerin sözlerini dinlemiyor, canının acıyacağını uyardığımız durumlar için “acısın,kanasın” diyerek kendini durdurmadan ne yapacaksa yapmaya devam ediyor, ona yapmasını istemediğimiz şeyler için engel koyamıyoruz. Her hareketimizi nasıl yapacağımız konusunda ondan izin alarak yapmaya başladık inanılmaz ağlama krizleri ve öfke nöbetleriyle başedemez haldeyiz. Tuvalete gitmek ya da duş almak için ondan izin alıp gönlünü alıyoruz aniden böyle bir aktiviteye girmemiz gerekirse kapılara kapanıp morarana kadar ağlıyor ve yanına geldikten sonra da bu durum düzelmiyor, neden gittin diye sorgulamaya devam ediyor uzun süre unutturmak için çaba sarfediyoruz.   
Parktaysak salıncağı kimseye vermez – bir başkası salıncağına binecek korkusu yaşar, 1 yaşından beri işe gidiyorum ve hala bunu kabullenemedi, sımsıkı sarılıp titreye titreye anne beni bırakma diye ağlıyor ve çalılşmamı kabullenmiyor. Farkettirmeden kaçmak ya da o uyurken erkenden çıkmak zorunda kalıyoruz."



Merhaba,

Sadece bu bir paragrafta anlattıklarınızdan ve sıklıkla karşılaştığım örneklerden hareketle yorum yaprken güven ve kaygı üzerinde durmak istiyorum. Çocuğunuz kaygı duygusunu yaşıyor olabileceğini ve bu kaygıyla başa çıkış biçimi olarak, ortamı kontrol etmek yöntemini kullandığını düşünebiliriz. 

Evden vedalaşmadan ayrılmanız, onun ağlamasına engel oluyorsa da güven duygusunu zedeliyordur. Ev içindeyken her an sizden ayrılmak zorunda kalacağı duygusu ile sizden ayrılamaz hale geliyor. Sizi birşey yapmak için neredeyse izin almak durumuna sokuyor. Varken de her an gidebilecek olduğunuz için onun için bir kaybetme endişesi kaynağısınız. Bu durum, sizinle geçirdiği zamanda huzursuz olmasını ve keyfini çıkaramamanızı neden olabilir. 

2.5 yaşında bir çocuk sizin iş veya alışverişe gitmek zorunda olduğunuzu sakin bir ses tonu, kısa ve net cümlelerle anlattığınızda anlayabilir. Kabullenmesi zaman alacağı için sabırla defalarca anlatmanız gerekebilir. Bu konuda kontrolü ona bırakmayın. Suçluluk duygusu hissediyorsanız, bunu hissetmeniz normal ve duygusal bir durum ama bu şekilde çocuğunuza zarar verdiğiniz gibi bir fikre kapılmamaya çalışın. Çocuğunuzun da bağımsız bir birey olarak gelişmesi gerekli.

Çocuklarda güven duygusu dışarıdan içe gelişen bir süreçtir. Doğal gelişim içinde, çocuklar emeklemeye, yürümeye başladıklarında çevreyi keşfetmek için kontrolsüz bir merak yaşarlar. Bu sırada elbette ki bilinçsiz bir cesaretleri vardır, kendilerine neyin zarar vereceğini bilemezler. Sizin koyduğunuz kurallara uyum gösterdiğinde daha az zarar görecek, böylece çevreyi keşfetmek için kendine güveni artacaktır. Onu fiziksel olarak tehlikelerden koruyacak önlemleri almak sizin görevinizdir. Çocuğunuza uyması için bir sürü kural koymak yerine, proaktif davranarak çevreyi daha güvenli hale getirebilir, az sayıda ama kesin kural koyabilirsiniz. Örneğin, prize elini sokmamak gibi bir kural koymak yerine, priz kapağı kullanmak daha uygundur.

Kurallar yeterince açık, kısa, az sayıda olmadığında, tutarlı uygulanmadığında ortama olan güveni sarsılabilir. İki şekilde tepki verebilir. Ya kurallarınıza uymaz, ya da içe kapanıp keşfetmekten vazgeçebilir, özgüvenini yitirebilir. 

Disiplinden kastimiz ceza vermek değil, özdisiplini geliştirmektir. Siz ortamda bulunmadığınızda da, çocuğunuzun doğru seçimi yapabilmesi ancak özdisiplinle mümkün olur. 

Canını acıtmak pahasına uyarılarınıza uymaması bana birkaç şey düşündürtüyor. Öncelikle canını neyin acıtacağının çok farkında olmaması. Evde "yap-ma" türü uyarıların fazlaca tekrarı sonucu duyarsızlaşma ve daha çok yapma. Bağ kurmaya ayrılan zamanı yeterli bulmaması veya duygusal zorlanmalarını ifade etmek için anne baba ilgisini, zorlu davranışlarla üzerinde tutmaya çalışması. Çocuklar için reklamın iyisi, kötüsü yoktur, yeter ki vizyonda olsunlar... 

Çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılamak ile sınır koymak dengesini ne kadar sağlıklı ve tutarlı uygularsanız, sizi denemekten ve nereye kadar esnetebileceğini araştırmaktan zaman içinde vazgeçecektir. Uyarmak yerine, çok kötü sonuçlar doğurmayacak durumlarda, bırakın sonuçlardan öğrensin. Çok sık uyarmayın. Yaptığı yanlış seçimlerin, hoşa gitmeyen sonuçlarını yaşama fırsatını verin. (çoğu zaman aksini düşünsek de, bu bir gelişim fırsatıdır)

Çocuğunuzun Okul Başarısında Ailenin Rolü

Bu Pazar günü Caddebostan Migros'un önündeki alanda bir çocuk şenliği düzenleniyor.

Bu şenlikte ben de "Okul Çağı Çocukları" üzerine bir seminer vereceğim. 
Bir çocuk için okul, daha önce hemen hemen hiçbirini tanımadığı çok sayıda çocukla karşılaşma zorunluluğuyla, uyulması gereken kurallarıyla ve başarılması gereken öğrenim görevleriyle dolu yepyeni bir sosyal çevredir. Kolay mı? Bazıları için evet, bazıları içinse hayır.

Okula kendileri hakkında olumlu duygularla başlayan çocuklar daha şanslıdır.
Okul çağındaki çocuklarınızı daha iyi anlayabilmek için, üç noktaya dikkat etmelisiniz.

1-    Gelişim süreci
2-    Aile ilişkileriniz
3-    Okul

6-12 yaş çocukların gelişim süreci ve okula hazırlık
Anne baba tutumlarının çocukların davranışları üzerindeki etkileri, iletişim, aktif dinleme ve sıkça yaptığımız dinleme hataları, kaliteli zaman geçirme.
Çocuğun okula alışmasını ve okuldaki başarısını arttırıcı yöntemler üzerinde duracağım.
Okul seçimi, çocuğunu iyi anlama ve tanıma, anne babanın yüksek beklentisi yerine ulaşılabilir hedefler, çocuğunuzu okulla tanıştırma, evde doğru çalışma ortamını hazırlama gibi başlıklara değineceğim. 
Anne babalardan gelen soruları yanıtlayacağım.

Öğleden sonra, Özek Kadıköy Koleji standında görüşmek üzere...

Şenlik hakkında detaylı bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz.


ÇOCUKLAR EĞLENSİN BÜYÜKLER BİLGİLENSİN


Kadıköy’e bağlı Caddebostan sahilinde; 2 Eylül Pazar günü düzenlecek olan çocuk şenliği,
0-12 yaş arası miniklerin ve ebeveynlerin hem eğlenmelerini hem bilgilenmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Y Kare PR, AnneCee Organizasyon ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iş birliği ile yapılacak olan çocuk şenliği; keyifli aktiviteler, oyunlar ve seminerlerle renklenecek. Çocukların sponspor firmaların eşliğinde keyifli vakit geçireceği etkinlikte ebeveynler uzman kişiler tarafından verilecek olan seminerlerle bilgilenecekler.

Şenlikte geleneksel / modern oyunların dışında halat çekme, aerobik gibi sportif aktiviteler, yarışmalar ve daha pek çok sürpriz eşliğinde aileler uzun süre unutamayacakları bir gün geçirecekler.

Etkinliğin radyo sponsoru olan İstanbul Fm’ in müzik yayınıyla renklenecek olan alanda Chicco, Can Bebe, Sütaş, Da Vinci Learning kanalı, Özek Kadıköy Koleji gibi beğenilen markaların standları da yer alacak.

Engelli çocukların da unutulmadığı organizasyonda; ilgili derneklerin ve eğitim merkezlerinin standları da yer alacak. Bu sayede ziyaretçiler; kurumlar ve çalışmalarıyla ilgili ilk ağızdan bilgilenme fırsatı bulacaklar.

Caddebostan sahilde halka açık olarak düzenlecek şenliğe 0-12 yaş arası çocukların ve ebeveynlerinin ilgili göstermesi bekleniyor.

30 Ağustos 2012

Sizin Köşeniz: Günde en fazla 5 saat deliksiz uyuyor


Sizden e-posta ile gelen soruları birçok kişinin işine yarayabileceğini umarak, isim vermeden Sizin Köşenizde paylaşmaya devam ediyorum.


"Oğlum 2 yaşında ve çok hareketli, bir an yerinde durmuyor. Uykuyu hiç sevmiyor, ateş düşürücü aldığı zaman uyku yapıyor ve o halde bile  günde en fazla 5 saat deliksiz uyuyabiliyor. Deliksiz bir uyku uyumayalı çok uzun zaman oldu" 


Merhaba,


Uyku sorununun, uykuya dalış rutini, yatma saati ve şekli, öğle uykusu vs. konusunda hiçbir bilgi sahibi olmamakla birlikte (görüşmede bunları soruyorum), hareketli çocuklarda çok daha zor olduğu biliniyor. Neden? 

Hareketli çocuklar etraftaki tüm uyaranlardan ve gün boyu yaptıkları aktivitelerden yorgun düşerler, bu nedenle uykuya dalmakta güçlük çekerler. Doğru bildiğimiz çok önemli bir yanlış, çocukların yorulduklarında iyi uyuduklarıdır. Tam tersine yorgun olduğunda vücutta salgılanan hormonlar nedeniyle çocuğun uykuya dalması saatler sürerken, gece sık sık uyanıyor.

Çocuktan gelen uyku işaretlerini görmeyip, uyku penceresi dediğimiz saati kaçırdığımızda, aşırı hareketlendirmeye başlar. Öyle kotrolsüz koşar ve aktif olur ki, hiç uykusu yok diye düşünebiliriz. Ondan sonra da yatırmak ve uykuya dalmasını sağlamak mümkün olmaz. Bu uyku işaretleri hareketli çocuklarda akşam saat 6-7 gibi bile gelebilir. Bu saat sizin yemek, oyun saatlerinize veya anne babanın gelişi saatlerine rastlıyorsa görebilmek oldukça zordur. 
(Çocuğunuz gözlerini kaşıma, kısma, huysuzlanma, arada koltuğa uzanma, saçını, kulağını tutma, hareketlerde yavaşlama, gözlerin dalması gibi farklı işaretler verebilir. Elbette çocuğunuzu en iyi siz tanırsınız)

Bunu kendim de yaşadığım için çok iyi biliyorum, çok hareketli bir çocuk olan kızımın saat 7 civarında tam da babasının eve geldiği, akşam yemeği hazırlanması için koşuşturulduğu süreçte uykusu geliyor, bu süreci biz fark etmediğimiz için sonra saat ona kadar uzun uğraşlar yaşıyorduk.

Gecenin oldukça geç saatlerinde yorgunluktan bayılarak uykuya dalan çocuk, gece boyu sık sık uyanabilir, ağlayabilir. Malesef, ertesi iki günü kaybettiniz demektir. Çocuğunuz gün boyu uykulu olur ve günü birçok şeye tolere edemeyerek, huysuzlanarak geçirebilir. 1 gecelik uykusuzluk iki gecede telafi edilebilir. Aylarca süren uykusuzluk ise davranış problemlerine neden olabilir. Çalışan bir anne olarak tüm enerjinizi ve sabrınızı yitirebilirsiniz, akşam olmasın, yatırma saati gelmesin istersiniz, bu durum tamamen normal.

Çocuğunuz 2 yaşında dışarıda kaçırılacak bir dünya dolusu oyun, keşfedilecek onca şey varken yatırılmayı oldukça büyük haksızlık gibi görebilir ve şiddetle reddeder.

Anne baba ile yeterince zaman geçirip, geçirmemesi ve daha da önemlisi bu zamanın başbaşa geçirilen yüksek kaliteli bir zaman dilimi olup olmaması, günün son sizinle bağlantı kurabileceği zamanda uykuya direnmesine neden olabilir. Tüm savunma duvarlarının indiği uyku öncesi dönemde sorunlar yüzeye çıkar, çocuğunuzun korkuları veya kaygıları hakkında bilginiz var mı?

Tüm bunları göz önüne alarak günlük beslenme, oyun, uyku düzeni oturtmak, uykuya dalış rutini, belirli bir uyku yeri ve saati belirleyerek çocuğa kendi başına uykuya dalmayı öğretmek size en büyük zaman, moral ve enerji verecek çözümdür. Aynı zamanda çocuğunuzun daha uyumlu, mutlu ve sağlıklı gelişen bir çocuk olmasını sağlayacaktır.

29 Ağustos 2012

Sizin Köşeniz: 2,5 yaşında 5 dakika yerinde durmuyor


Sizden e-posta ile gelen soruları birçok kişinin işine yarayabileceğini umarak, isim vermeden Sizin Köşenizde paylaşmaya devam ediyorum.


"2.5yaşında bir kız çocuğumuz var. Bebekliğinden beri pusetine koyup hem çocuğun hem de bizim dinlendiğimiz bir zamanımız olmadı.  İnanılmaz hareketli bir çocuk ,oturmak nedir bilmiyor 5 dakika hiç yerinden kalkmadan oturduğu bir an olmadı. Bizlerin sözlerini dinlemiyor, canının acıyacağını uyardığımız durumlar için “acısın,kanasın” diyerek kendini durdurmadan ne yapacaksa yapmaya devam ediyor, ona yapmasını istemediğimiz şeyler için engel koyamıyoruz."


Merhaba,


Kızınız, mizacı gereği hareketli bir çocuk olduğu ve sizin bu duruma ayak uydurmakta güçlük çektiğiniz, onu kontrol etmekte zorlandığınız anlaşılıyor.

Hepimiz belirli bir mizaç ile doğarız, sonradan bunu değiştirmek mümkün olmayabilir. Ancak bu mizaçla uyumsuz bir günlük yaşam şekli var ise bu durumu zorlaştırıyor ve içinden çıkılmaz bir hale getiriyor olabilir.

Örneğin; içe kapanık bir çocuğu 6 yaşına kadar okula göndermez, sosyal ortamlarda bulunmasına izin vermez, onu cesaretlendirmek yerine “sen yapamazsın” mesajı verirsek çocuğun mizacını hayatı boyunca yaşayacağı bir problem haline getirmek mümkün. Dolayısıyla çocuğunuzun kişiliği başlangıç noktanızdır, çocuğunuzu daha iyi anlamanız ve ihtiyaçlarını karşılayabilmeniz için onu gözlemlemek ve tanımak şart ama yeterli değil. Anne ve babası olarak yapabileceğiniz, değiştirebileceğiniz, çocuğunuzun yaşam kalitesini artırabileceğiniz çok şey var.

Bu konuda dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da kendi kişiliğinizi bilmeniz. Çok hareketli, bol aktiviteli bir yaşam süren anne baba ile kendiyle yalnız kalmaktan, kitap okumaktan, şiir yazmaktan zevk alan bir çocuğun yaşayacağı çatışmayı düşünün.

Sizin çocuğunuz oldukça hareketli, sizi yönetmeye çalışacak kadar baskın bir kişiliği de olabilir, lider ruhlu olabilir, bu da aslında sınırları net ve kesin bir şekilde çizmeniz halinde çok iyi cevap alabileceğinizi gösterir. Onun kendine ve size olan güvenini arttırır. Aranızdaki bağı güçlendirir.

İlk bakışta az önce söylediğimin tersi gibi görünse de, aslında değil, aynı zamanda esnek olmanız gerekli. Yani duruma göre hareket edebilmeniz gerekiyor. Çatışma haline dönüşmeden belli iletişim tekniklerini kullanabilmeniz, işbirliği yapabilmeniz önemli.

Bu dönem gelişim açısından çok önemli bir dönem, özgüveni ve özdeğerini sizden aldığı geribildirimler ve etkileşimler sonucu belirlemekte olduğu ve hayatının geri kalanını etkileyecek bir dönem. Anne, baba ve anneanne, babaanne arasında belirli kurallarda, rutinlerde tutarlı olmak, doğru kuralları uygulamak, güven duygusunu zedelememek ve aranızdaki bağı güçlendirmek çok önemli. Çocuklar kendilerini iyi hissettikleri zaman daha iyi davranırlar. Çocukların bizimle işbirliği yapması aramızda olduğunu hissettikleri bağın gücü kadardır. Bu bağı güçlendirmek için birlikte yapabileceğiniz çok şey var.  Çocuğunuzu dinlemeniz, beraber kaliteli zaman geçirmeniz, oyun oynamanız en önemli araçlarınız olabilir. Önemli olan bunları doğru tekniklerle yapabilmektir. 

28 Ağustos 2012

Hepsine rapor verelim olsun bitsin

Blogumda nadiren başka bir yayından alıntı yapıyorum, önemine inandığım için paylaşma gereği duydum. 
Kaynak: www.hurriyet.com.tr


HEPSİNE RAPOR VERELİM OLSUN BİTSİN

Yeni eğitim sistemiyle 60 aylık çocukların okula başlamasından tedirgin olan aileler rapor kuyruğuna girdi. Veliler çocuklarının "okula başlamaya uygun değildir" şeklinde rapor almasını sağlayarak okula başlamalarını geciktirmeye çalışıyor.










Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Yankı Yazgan da dün CNN Türk televizyonunda Enver Aysever’in sunduğu Aykırı Sorular programına konuk oldu. Programda okula başlama yaşı ile ilgili tartışmalar ve çocukların bu sisteme ne kadar hazır oldukları konusu değerlendirildi.

EĞİTİM SİSTEMİMİZİN DE BİR ÖĞRETME GÜÇLÜĞÜ PROBLEMİ VAR

“Bir şeyin hayatta ne işimize yarayacağı üzerinden düşünmekten vazgeçtiğimiz ölçüde gerçek bir öğrenme başlıyor. Eğitim sistemimizin de bir öğretme güçlüğü problemi var ”

“Eğitim düzenimizle ilgili çok da büyük bir devrim gerektirmeyecek birçok şeyin yapılabileceği kanaatindeyim. 60-72 aylık çocuklara dönersek bu çocuklar için ister okul öncesi eğitim olsun ister birinci sınıf olsun okullarda sınıfların boyutlarını küçültmek, sınıf sayısının 20-24’ün üstüne geçmesini önlemek bu çocuklara yapılabilecek en büyük katkı.”

OCUKLARA DİN EĞİTİMİ YAŞI

Prof. Dr. Yazgan dindar nesil tartışmalarıyla gündeme gelen çocuklara din eğitimi verilme yaşı konusunu şöyle değerlendirdi. “Çocukların soyut kavramları anlamaya ve bunun hakkında muhakemede bulunmaya yetkin oldukları yaşlar genellikle çocuktan çocuğa değişebiliyor tabi bu, ergenliğin biraz öncesi yaşlar. 11-12 yaşından önce yapılacak din eğitiminin çocuğumuzun dindar yetişmesini eğer arzu ediyorsak sınırlı bir katkısı var.”
“Din gibi bireysel vicdan özgürlüğü ile ilgili bir konuda devlet eliyle tek tipleştirici bir yaklaşımın da dindar olalım olmayalım kabul edilebilir bir şey olduğunu düşünmüyorum.”
“Çocuklar kavrayamayacakları kavramlarla karşılaştıkları zaman özellikle ergenlik öncesi yaşta, klasik ilkokul çağındaki çocuklar genellikle ya bunları ezberleyebilirler, ya şaşkınlaşabilirler, ya korkabilirler ama gerçek anlamda sindirmeleri bir anlam vermeleri için daha ziyade 11-12 yaş civarından sonra bunun ancak mümkün olduğunu biliyoruz.”

60 AYLIK ÇOCUKLARIN OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE OLMALARI GEREKİYOR, BİRİNCİ SINIFTA DEĞİL

 
“60 aylık çocukların ilkokul birinci sınıf öğrencisi olarak nitelendirilmeleri, eğitimin içeriğinin ne şekilde olacağının belli olmaması, bu çocukların beyin gelişimleri açısından neredeyse %10-15’inden daha fazlasının hazır olmadığı bir eğitim sisteminin içerisine girmeleri bence uygun değil.

Okul öncesi eğitim çocukların bir ihtiyacı. Dolayısıyla 60 aylık çocukların okul öncesi eğitim sistemi içerisinde devlet tarafından sağlanan parasız, ücretsiz, herkese eşit bir şekilde ulaşım hakkı verilen okul öncesi eğitim içerisinde olması gerekiyor. Birinci sınıfta değil.

“KİMSE AĞIR HASTA OLMAYACAK AMA ÇOCUKLARI ÖĞRENMEKTEN VE EĞİTİMDEN DAHA DA SOĞUTACAĞIZ”

Çocukların hazır olmadıkları bir sistem içerisinde olmalarının bir bedeli olacak.  Kimse belki ağır hasta olmayacak, ya da kimse ölmeyecek ama öğrenmekten ve eğitimden zaten insanların soğutulmuş olduğu bir eğitsel ve kültürel ortamda bunu daha çok arttıracağız. Davranış problemleri olan, öğrenmekte zorlandığı, ya da içinde olduğu toplumsal ortamın gerekleri yerine getiremediği için dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi problemler sergileyen çocukların oranı kaçınılmaz olarak artacak.
Prof. Dr. Yankı Yazgan programda ailelerin rapor alma telaşını da değerlendirdi. “Burada eğer bir rapor verilecekse yüzbinlerce çocuğun hiçbirinin zaten hazır olmadığını düşünüyoruz. Yoksa aradan yolunu bulup da doktora ulaşmış üç beş kişinin rapor almasıyla çözülecek mesele değil bu. Bütün çocuklara verelim olsun bitsin.





23 Ağustos 2012

Tatil Sonrası Detoks Şart


Hürriyet Aile Yazım
“Detoks” gazete ve dergilerde sıklıkla karşımıza çıkan bir sözcük. Okumayı sevdiğim Ekşi Sözlük'teki ilk anlamı: "Vücuttaki toksinleri atmak için yapılan bir diyet türü. Söylendiğine göre hem ruhu hem de vücudu toksinlerden arındıyormuş." Bu, başlığı seçme nedenimi iyi açıklıyor.
Gözeneklerimizi tıkayan kirler ve ölü hücreleri atmak için cilt bakımına gidiyoruz. Vücudumuz için düzenli uygulayamasak da peelinglerimiz evde hazır. Öğle yemeği için kendinize en pratiğinden bir salata yapıp artık yazdıklarımı okumaya başlayabilirsiniz.
Eğitimlerimde hep verdiğim bir örnektir. Pam Leo'nun “Çocuklarla El Ele Ebeveynlik” kitabından. Henüz bana bu hediyeyi veren olmadı ama hevesle bekliyorum.

Kapı çalsa ve bir arkadaşınız gelse, "Bugün senin keyif günün olsun. Ne istersen yap, gez, dolaş, çocukları ben alıyorum ve akşam beşte de geri getiriyorum. Akşam yemeğini de dert etme, yanımda getirdim. İşte sana dilediğin yere harcayabileceğin paran" dese...
Saat beşte çocuklarınız geri geldiğinde mi onlar için daha iyi bir ebeveyn olursunuz, yoksa eşinizin bir iş için şehirdışında olduğu bir haftasonunu, hasta çocuklarınızın bakımını tek başınıza üstlendiğiniz, bu arada buzdolabının bozulduğu ve tamirci çağırmak zorunda kaldığınız, eşinizin eve dönmesine kısa bir zaman kala bu geceki son uçağı kaçırdığı haberini aldığınız anda mı daha iyi bir ebeveyn olursunuz?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...