"Çocuklarla El Ele Ebeveynlik" Anne Baba Eğitimi 4 Şubat Pazartesi Saat:13:00-15:00'de Yorum Psikolojik Danışmanlık'da başlıyor

Kayıt: Yorum Psikolojik Danışmanlık Tel: (212) 351 25 13-14 Adres: Zeytinoğlu Cad. Arzu 1 Apt. Kat:3 D:20 Akmerkez Etiler Kapısı Karşısı Etiler - İstanbul

"Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler? Faber Mazlish Atölyeleri

İlk konumuz "Çocuğumuza Olumsuz Duyguları ile Başetmeyi Öğretmek" Kayıt: info@annecee.com (532) 294 94 05

Oyun terapisi ile çocuğunuzu anlayın

Çocuklar kendilerini ifade edebilecekler, risk alabilecekler, sosyal kuralları ve sınırları öğrenebilecekler ve yaşadıkları sorunlar ile başaçıkabilme yollarını keşfedebilecekler. ilkiz@cocukluyasammerkezi.com

Filial aile terapisi oyun yoluyla aileleri güçlendiriyor

Çocuğunuzun iç dünyasında neler olup bittiğini anlayabilmek ve çatışmaları çözebilmek için randevu alabilirsiniz. ilkiz@cocukluyasammerkezi.com

30 Mart 2012

Yeni Anne Şubat 2012 - Çocuklar Sınırlara Neden İhtiyaç Duyar? (İkinci Bölüm)

Hürriyet YENİ ANNE dergisi Mayıs sayısındaki "Çocuklu Yaşam" köşemde yayınlanan yazım: "Çocuklar Sınırlara Neden İhtiyaç Duyar?"
Geçtiğimiz ay başladığım “Çocuklar Neden Sınırlara İhtiyaç Duyarlar?” yazı dizisinde, çocuğunuza anlaşılır, kesin ve etkili sınırlar koyarken işbirliğini teşvik edecek yaklaşımları şu şekilde sıralamış ve ilk konuyu incelemiştik.
  •  Çocuğunuzu dinleyin
  •  Tutarlı ve kararlı olun
  • Davranışının sonucunu yaşamasına izin verin
  • Rol-model olun
  • Davranışa övgü


Bu sayıda, davranışlarımızda tutarlı ve kararlı olmak üzerinde duracağız.

Tutarlı ve kararlı olun:

Çocuk yetiştirmenin temel taşı tutarlılıktır. Çocuğa olan davranışlarında anne ve baba arasında tutarlılık, çocuğa güven vererek, kendisinden ne beklendiğini öğrenmesini sağlar. 
Annenin “hayır” dediğine baba “evet” der ise veya çocukla en az anne baba kadar zaman geçiren bakıcı ve diğer aile büyükleri çocuğa farklı yaklaşıyor, farklı kurallar koyuyor ise bu durum çocuğa bulunduğu ortama güvenemeyeceğini öğretir. 

Sözlerimiz ve davranışlarımız arasında tutarlılık olduğu zaman çocuklarımız sözümüze güvenir ve onların ardındaki sınırları öğrenirler. Siz hiç “Hayır” dediğiniz halde çocuğunuzun sizi duymamış gibi davrandığı, yaptığı işe devam ettiği durumlar yaşadınız mı?
İşte bunlar “Hayır”ın çocuğunuz için “Evet”, “Bazen” ya da “Yakalanmazsam olabilir” anlamına geldiği durumlardır. Yani çocuk koyduğunuz sınıra uymaya gerek duymaz. Anne babalar sözlü bir mesajla “Hayır” dedikleri halde, davranışları ile bu sınırı desteklemekte tutarlı davranmazlarsa, çocuk davranışlardan gelen olumlu mesajı kabul edecektir.

-“Yemek hazır!”
-… (çocuk televizyon izlemeye devam ediyor)
-“Baban ve ben yemeğe oturuyoruz, hadi sen de gel”
-“Çabuk televizyonu kapat ve yemeğe gel! Beni duydun mu?”
-“Tamam”
- “Yemeğin soğuyor”
-“Bir dakika”

Bu noktadan sonra anne babanın hayalkırıklığı ve öfkesi üst seviyeye çıkabilir, arkasından da bağırma ve ceza gelebilir. Ebeveynlerin bu davranışları, çocuğun benlik geişimini olumsuz etkilediği gibi, ebeveynlerin de sonradan suçluluk duygusu hissetmesine neden olacaktır.

Rica, tekrarlama, hatırlatma, nedenini söyleme gibi uzun ve sonuçsuz bir süreç yerine, ebeveyn çocuğundan televizyonu kapatmasını istedikten sonra eğer hala kapatmamışsa, televizyonu kapatarak, tutarlı bir biçimde beklentisini davranışıyla desteklemelidir. Beklentimizi davranışlarımızla destekleyerek, çocuklarımızın sınırlarımızı daha az test etmeye başlaması mümkündür. Bu yöntemi giyinme, dışarı çıkma, okula gitme, ödevlerini yapma, bilgisayar oyunları, uyku zamanı gibi bizi zorlayan tüm davranışlarda kullanabiliriz.

“Söz dinlemeyen, şımarık çocuk” dediğimiz, aslında nerede nasıl davranacağını bilemeyen çocuktur. Sevgi vermek-sınır koymak, hayır demek, disiplin, aşırı korumak-özgür bırakmak konularında da yine denge ve tutarlılık çok önemlidir.

Çocuğun beslenme, uyku ve oyun saatlerinin de aynı şekilde bir rutine oturtmak ve mümkün olduğunca tutarlı olmak yaşadığımız sıkıntılarla başa çıkmayı kolaylaştıracaktır. “Sırada ne olduğunu” bilen çocuk belirsizliğin getirdiği huzursuzluğu yaşamaz, alışkanlıkları oturur ve işbirliğine daha yatkın olur.

Anne babaların “Eve çok geç kalma” gibi açık olmayan istekleri de çocukların sınırlara uymasını zorlaştıran davranışlardandır. Belirsiz zamanlar, tam olarak tanımlanmayan beklentilere uymak son derece zordur. Bu örnekte şu adımları takip etmek yararlı olur.
-Eve saat kaçta gelmenin bir kural olduğunu net bir şekilde belirtmek
-Çocuğunuza anlayıp anlamadığını sorarak teyit almak
-Bu saate uyacağına dair bir geribildirim aldıktan sonra gitmesine izin vermek sınırların aşılmasını büyük ölçüde engelleyecektir.

Yine de sınırlarınızı zorladıkları zamanlar elbette olacaktır. Böyle zamanlarda tutarlı ve kararlı olmanın yanısıra sabırlı, destekleyici ve yönlendirici olmak sorunların kar topu gibi büyüyerek önünüze tekrar tekrar gelmesine engel olur.



27 Mart 2012

Anaokuluna Hazırlık- Giyinmeyi Öğrenmek

Anaokuluna hazırlık ve çocuk gelişimi açısından önemsediğim konulardan bir diğeri çocuğumun kendi kendine giyinmeyi ve soyunmayı öğrenmesi.

Bir de evden çıkış konusu var. Evden çıkmak için yeterli zamanım yokken, Ada'nın giysilerini giydirmeye çalışmak, pantolonunu giydirirken çoraplarını çıkarması, bluzunu giydirirken kaçması ve bir türlü istediğimiz zamanda kapıdan çıkamamamız artık son bulsun istiyorum. 

İşe önce yavaş yavaş montunu, ayakkabılarını ve pantolonunu çıkarmakla başladı. Şimdi ise pantolonunu giyebiliyor, ayakkabıda ise kendisi bizim giydirmemiz konusunda çok ısrarcı. Özellikle parmaklarım acır, başım ağrıyor gibi bahaneler öne sürüyor. Bugün ayakkabılarını kendi giymeyi denemezse parka gitmemeyi seçmiş olacağını söylemiştim. Gerçekten giymeyi denemediği için parka gitmemeyi seçmiş oldu. Ertesi gün, daha kolay giyebileceğine inandığı için çizmelerini giymeyi seçti. Güneşli günlerde parka çizmeyle gittik ama olsun. Hem kendi problemini kendi çözmüş oldu. Hem de kendi başına hazırlanmayı başardı. 
Kendi giyindiği zamanlarda değmeyin onun keyfine... "Anne başardım, yapabildiiim!" diye bağırarak zıplıyor.  

En önemli ipucu, çocuğunuzun sevdiği bir yere gitmeden önce bu sorumluluğu ona vermekte. Yani kapıdan mutlaka aceleyle çıkmanız gerekiyorsa, siz bir yere yetişeceksiniz "hadi giyin" demek ve ısrarcı olmak sonunda da öfke patlaması yaşamanız işleri daha da kötüleştirir.

Belli bir yaşa gelmiş, kendi ayakkabısını kendisi giyemeyen çocuk elbette ki yok. Önemli olan gözünde büyüttüğü belki de aşırı koruyucu davranıldığı için kendini annesine bağımlı hisseden çocuğun küçük başarılarla, kendine güvenini arttırmak ve sorumluluk almaya ve problem çözmeye teşvik etmek.


Çocuğumuzun yerine her problem çözdüğümüzde aslında onun elinden bir öğrenme fırsatını almış oluruz. Kendiyle gurur duyacağı bir başarıdan mahrum etmiş oluruz.

26 Mart 2012

KAGİDER:“Avrupa Kadın Girişimcileri Mentor Ağı” Projesi

Temelleri Avrupa Komisyonu tarafından 2009 yılında atılan ve finanse edilen bugüne dek yaklaşık 270 kadın girişimcinin mentorluk yaptığı 17 ülkede toplam 1 milyon Euro bütçe ayrılan “Avrupa Kadın Girişimcileri Mentor Ağı”  projesi Türkiye’de de ilk kez uygulanmaya başlıyor.

KAGİDER tarafından Özyeğin Üniversitesi ve ANGİKAD’ın işbirliğiyle 2 yıl süre ile yürütülecek projede 26 başarılı KOBİ sahibi iş kadını 18 ay boyunca işini yeni kurmuş 26 kadın girişimciye zorlu ilk yıllarında destek olmak üzere mentorluk yapacak.

Avrupa Kadın Girişimcileri Mentor Ağı” Projesi Mentee Seçim Kriterleri:
·         Şirketin kurucu veya yetkili ortağı olması
·         En az 1 çalışana sahip olması
·         Projede görev alan mentorlere uygun bölgelerde ve sektörel alanlarda faaliyet göstermesi
·         Şirketini Mart 2009 - Mart 2011 tarihleri arası kurmuş olması
İşini yeni kurmuş, büyümek için mentorluk desteğine ihtiyaç duyan Mentee adaylarının 2 Nisan 2012  tarihine kadarhttp://www.kagidermentornetwork.org/ adresindeki “Mentee Başvuru” formunu doldurmaları gerekmektedir.
Kadın girişimciliğini hep beraber desteklememiz dileğiyle,
Saygılarımızla,
KAGİDER

İş Kurmak İsteyen Kadınlar İçin Ders Zili Çalıyor

Özyeğin, 10.000 Kadın Girişimci Programı ile kadın girişimcileri ücretsiz eğitiyor, onlara işin sırlarını öğretiyor
Özyeğin Üniversitesi ve Goldman Sachs’ın Yürüttüğü
10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı
3’üncü Yılına Ulaştı

 Girişimci kadınlar için yılın en heyecan verici dönemi geldi. Kendi işini kurmuş, fakat işini büyütmek için yeterli imkânlardan yoksun kadınlara ücretsiz girişimcilik ve işletme eğitimlerinin verildiği 10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı’nın 3. yıl başvuruları başladı. Programdan mezun olan kadın girişimcilerin hızla iş dünyasında önemli yankı bulan başarılara imza atmasının ardından, başvuru sayısında bu yıl da büyük bir artış olması bekleniyor.

Küresel finansal hizmetler firması Goldman Sachs tarafından 2008 yılında başlatılan ve şu anda 42 ülkede yürütülen bir sosyal sorumluluk projesi olan 10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı, Türkiye’de Özyeğin Üniversitesi tarafından yürütülüyor.

Bu yıl Türkiye’de toplam 120 kadın girişimcinin yararlanma imkanı bulacağı bu ücretsiz programa, işini büyütmek isteyen tüm kadınlar başvurabilecek.
Programa başvurular 16 Nisan 2012 tarihine dek sürecek.

01.03.2012, İstanbul
Özyeğin Üniversitesi’nin Goldman Sachs ile işbirliği içinde yürüttüğü 10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı üçüncü yılına ulaştı. Mezun girişimcilerin, iş dünyasında hızla önemli başarılar kaydetmesiyle kamuoyunda önemli bir saygınlık kazanan programın başvuru dönemi, artık kadın girişimciler için yılın en önemli zamanı haline geldi. Zira kadın girişimciler için büyük bir öneme sahip olan program kapsamında kendi işini kurmuş fakat yeterli imkânlardan yoksun kadınlara Özyeğin Üniversitesi tarafından ücretsiz girişimcilik ve işletme eğitimleri veriliyor.

Bu yıl toplam 120 kadın girişimcinin yararlanmasının sağlanacağı bu ücretsiz programa katılım için başvurular başladı. Dünya çapında 42 ülkede yürütülen bir sosyal sorumluluk projesi olan 10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı’na başvurular 16 Nisan 2012 tarihine dek sürecek. Programa işini büyütmek isteyen tüm kadınlar başvurabilecek.



İşini büyütmek isteyen kadın girişimcilerin başvuruları bekleniyor
Büyüme potansiyeli yüksek bir işe sahip olan ve işini büyütmek isteyen kadın girişimcilere ücretsiz olarak verilecek olan eğitimlere katılacaklar, Goldman Sachs ve Özyeğin Üniversitesi tarafından geliştirilen kriterlere göre seçiliyor.
10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı kapsamında seçilen kadın girişimcilere 3 aya yayılmış bir süre içerisinde toplam 6 haftada 173 saat eğitim veriliyor. Özyeğin Üniversitesi Altunizade Kampüsü’nde yürütülecek program süresince katılımcılar,  Girişimciliğin Temel İlkeleri, Pazarlama ve Satış, Sermayeye Erişim, Muhasebe ve Finans, Süreç Yönetimi ve Organizasyonel Planlama, İş Planı Geliştirme ve Değerlendirme gibi dersleri alma imkânına sahip oluyorlar.
Eğitimler her katılımcıya program süresince sağlanacak dizüstü bilgisayarlar desteğinde gerçekleştiriliyor. Eğitim dili Türkçe olan dersler, Özyeğin Üniversitesi akademisyenlerinin yanı sıra kendi alanında uzman profesyonel danışman/eğitmen ve konuk konuşmacılar tarafından veriliyor.

Mezun olduktan sonra da destek sürüyor
Programı tamamlayıp sertifikasını alan her kadın girişimci, mezun olduğu günden itibaren en az bir yıl süre ile izleniyor ve işini büyütebilmesi için mentörlük ve koçluk hizmetlerinden yararlanıyor.  Zira günümüzde pek çok iş kadını mentörler, ağlar, danışmanlar ve diğer önemli destek hizmetlerinden yoksun bulunuyor. Program kapsamında başarılı olarak sertifika almaya hak kazanan her kadın girişimci, mezun olduğu günden itibaren en az bir yıl süre ile izleniyor ve işini büyütmesinde kendisine gerekli olan mentörlük ve koçluk hizmetleri sağlanıyor. Mezunların KOSGEB hibe ve kredilerinden faydalanması için her sene gerekli çalışmalar da yapılıyor.

Dünyanın en iyi işletme okulları bu programa destek oluyor
10.000 Kadın, dünya çapında 80’in üzerinde akademik kurum ve sivil toplum kuruluşundan oluşan bir ağ tarafından yürütülüyor. Bunların 45’ten fazlasını akademik kurumlar oluşturuyor.
10.000 Kadın projesinin Türkiye programı, Özyeğin Üniversitesi ve Goldman Sachs Vakfı işbirliği ile 2009 yılında hayata geçti. Türkiye’de 4 yıl sürecek projenin temel hedefi, işlerini büyütme potansiyeline sahip 400 kadına işletme ve yöneticilik eğitimleri vererek işlerini büyütmelerine destek olmak.

Programın diğer hedefleri şöyle sıralanabilir:
• Kadınlara işletme ve yöneticilik eğitimleri vererek paylaşımcı ekonomik büyümeyi desteklemek,
• Kadınların işlerini büyüterek yeni iş alanları yaratmasına ve ailelerine, toplumlarına ve uluslarına daha fazla zenginlik kazandırmalarına yardımcı olmak,
• Yüksek kaliteli işletme eğitimi almamış girişimci kadınların kapasitelerini artırmak ve onları güçlendirmek,
• Mezunlara ağ oluşturma, mentörlük ve koçluk hizmetleri sunarak onları birer küresel oyuncu olma yolunda desteklemek.

3. Yıl Program Takvimi:
  • Başvuru dönemi: 16 Nisan 2012’ye kadar
  • Başvuruların değerlendirilmesi ve adayların seçimi: Nisan – Mayıs 2012
  • Eğitimlerin verilmesi:
    • 1. Grup Katılımcılar: Haziran – Eylül 2012
    • 2. Grup Katılımcılar: Ekim 2012 – Ocak 2013
    • 3. Grup Katılımcılar: Ocak – Nisan 2013

Program hakkında detaylı bilgiye www.10000kadin.org web sitesinden veya Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Merkezi'nden telefon ve e-posta aracılığıyla (0216 559 23 54 ve info@10000kadin.org) ulaşılabiliyor.

25 Mart 2012

Alternatif Anne'de yayınlanan röportajım

Alternatif Anne'den Sevgili Devrim Şahin Atılkan'ın sorularını yanıtladım...


...


Kendini nasıl bir anne olarak görüyorsun?
Kendimi çocuğuyla büyüyen bir anne olarak görüyorum. Şanslıyım, Ada çok zeki bir kız ve onun hızına yetişebilmek için çok okumam çok çalışmam gerekiyor. Birlikte herşeyi tecrübe ediyoruz. Ne istediğini bilen, çoğunlukla kendi kararını kendi veren lider ruhlu bir çocuk.
Bazen benim bile beklentilerimin çocuğumun gerçek mizacını görmeme engel olduğu zamanlar oluyor, o zaman da mümkün olduğunca kendimi geri çekip, onun uzun dönemli ihtiyaçlarını anlamaya ve karşılamaya çalışıyorum. Çocuğu gözlemlemenin, tanımanın çok önemli olduğuna inanmakla birlikte çocuğumun yaşına uygun, az sayıda ama kesin sınırlarım var. Çünkü çocuklar her ihtiyaçlarını doğru değerlendiremeyebiliyorlar. Kısa dönemde çikolata için ağlayan çocuğunuzun ihtiyacı çikolata gibi görünse de, uzun dönemde onun ihtiyacı sağlıklı bir yaşam sürmesi. Aynı şekilde ayaklandığı andan itibaren çocuğumun kısa dönemli ihtiyacı keşfetmek ve öğrenmek ama uzun dönemde güvene ve sınırları benden öğrenmeye ihtiyacı var.
Aşırı korumacı bir anne olmamak için özellikle dikkat ediyorum. Onu engellemek yerine, becerilerini geliştirmeye, teşvik etmeye ve cesaretlendirmeye özen gösteriyorum. Yetişkin olduğunda kendine güvenen, ayakları üzerinde duran, bağımsız bir kadın olmasını hayal ediyorum. Onu kendime bağımlı kılmamak için bugünden gereken adımları atmaya çalışıyorum. Yedi aylık yürüyen kızımın, düşecek diye sandalyeye tırmanmasını yasaklayan babasına karşılık, kızımla bütün gün sandalyeye tırmanıp inme egzersizleri yaptığımız günlerim hep aklımda. Kızım 2,5 yaşında, bakış açımı aynen devam ettiriyorum.
Hayatı üzerinde kontrolü olduğunu hissetmesi için kendisi ile ilgili birçok kararda seçenek sunuyorum. Bakıyorum bazen de hata yapmışım, o zaman da farkına varabiliyor olmam ve davranışımı değiştirebilmem benim güçlü yanım.


Yazının Devamı

23 Mart 2012

Çocuğun Sosyal ve Duygusal Gelişimi

Sevgili Defne Ongun Müminoğlu'nun 0 km. Bızdıklar ına çok önemli bir konu ile konuk oldum. Bundan sonra ayda iki kez  0 km. Bızdıklar okurlarıyla buluşacağız.

Çocuğun Sosyal ve Duygusal Gelişimi

Biz ebeveyler, çocuklarımızın nasıl yetişkinler olacağının şekillendiği özellikle 0-6 yaş döneminde son derece önemliyiz ve büyük titizlikle ve bilgi sahibi olarak çocuklarımıza yaklaşmamız önemli. Seçenekleri bildikten sonra kendi iç süzgecimizden geçirmemiz daha kolaydır.
Şu çok sık başınıza gelecektir, bir kitap okursunuz hayatınız değişir, sonra mutlaka onun da tersini söyleyen bir başka kaynak bulursunuz. Bir uzmanın dediğini bir başkası beğenmez, annelik modaları vardır. Bir akımın karşısında tam tersini savunan başka bir akım vardır.  
Önemli olan her bilgiden sizin için yararlı olacak ve tutarlı olarak uygulayabileceğiniz, sizin ebeveynlik değerlerinize uygun olanı almanızdır. Aşırı uçlarda gezinmeden, dengeli ve tutarlı bir ebeveynlik yolu izleyebilirsiniz. Ebeveynlik, çook uzun bir süreçtir.


22 Mart 2012

Anaokuluna Hazırlık - Yemek Seçme

Benim kızım özellikle kahvaltıdan pek hoşlanmıyor. Yanında bir arkadaşı ya da biz varsak o yemekten daha çok keyif alıyor. Başlarda çok sevdiği yumurtayı artık yemek istemiyor. En başından beri peynirden hiç hoşlanmadı ve her tattırdığımda ağzından çıkardı, bir iki çeşit dil peyniri ev taze kaşardan az yiyor, meyvesuyu içiyor, 2 tatlı kaşığı bal ya da pekmez, 1-2 de yeşil zeytin yiyor ve çoğunlukla böyle kalkıyor.
Israr etmiyorum. Doydum ben artık yemeyeceğim dediğinde ona saygı duyuyorum.

Çocukların bir çoğu aslında yemek seçmeyi sonradan öğreniyor. Bizim tepkilerimizden, konuşmalarımızdan, hatta hissettiklerimizden. Yani bir çeşit yiyecekten en baştan beri haftalık menülerinde olursa o yiyeceğe karşı bir aşinalık oluşuyor. Nedense benimle haftasonu kırmızı biber dolması ve patlıcan yiyen kızım, "Patlıcanın acı bir tadı var ya, çocuklar sevmez" diyen bakıcımla yemiyor. 

Dahası benim asla yiyemeyeceğim ekşili köfte diye birşeye bayılıyor, 9-10 köfte yiyor. Ben de bu da yenir mi demiyorum :)) çünkü faydalı.
Her hafta mutlaka kendi evinde pişen kuru fasulyeden bize de ikram eden bakıcımız sayesinde Ada kuru fasulyeyi seviyor ve evde kendi oyun hamurlarından yemek yaparken, sürekli fasülye pişiriyor.
Kuru fasulye seven çocuğa pek rastlanmaz aslında ama son derece faydalıdır.

Çocuklar bizim alışkanlıklarımızı model olarak alırlar. Tabi bir de kendi tercihleri olduğunu kabul etmek gerekir. Ben genel olarak salata ve meyve yemekten hiç hoşlanmayan bir insanım. Yararını bildiğim için kendimi bu konuda zorluyorum. Ama Ada'nın bu konuda beni hiç de örnek almaması ve tercihini meyve ve salatadan yana kullanması çok hoşuma gidiyor. 

Bunda  kızımız dört aylıktan beri meyveyi hayatından hiç çıkartmayan doktorumuzun ve dakikasını sektirmeden öğünleri hazır eden bakıcımızın rolü büyük.

Artık GDO'yu Yemezler!


Ailesine düşkün herkesi özellikle de çocuklu anneleri bu aralar en çok rahatsız eden şey GDO, yani Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar konusu olmalı. 12 GDO’lu ürün serbest bırakılmış, 42 daha onay bekliyormuş. Greenpeace’in düzenlediği Yemezler kampanyası işte bu ürünlerin tamamen soframızdan çıkarılmasını amaçlıyor.

GDO mu? Yemezler! diyen herkes aşağıdaki adresten bir imzasını atarak bu durumun önüne geçebilir.

www.yemezler.org/?ref=201804

Düşünsenize akşam evde çocuklarımıza ya da sevdiklerimize hazırladığımız yemekte, aslında ne yiyor ve yediriyor olduğumuzu bilemiyor olmamız ise, fazlasıyla rahatsız edici bir durum.

GDO nedir ve ne zararı vardır sorusuna bir videoyu paylaşarak da cevap verebilirsin.

#yemezler

Bir bumads advertorial içeriğidir.

21 Mart 2012

Ev işleri zorunluluk mu sorumluluk mu?

Çocuklar iki yaşlarından itibaren anne ve babalarının yaptıkları işleri yapmaya, onlar gibi çalışmaya heveslenirler.
Çocuğunuza giysilerini, ayakkabılarını giydirirken, yüksek bir yerden bir eşya alırken, merdivenleri çıkarırken, mama sandalyesine ya da pusete oturturken, yemek yedirirken en çok duyduğunuz sözler “Ben kendim yapacağım” mı?

Devamı Hürriyet Aile'de

Anaokuluna Hazırlık- Sorumluluk Almak

Anaokuluna hazırlık konusunda en önem verdiğim konulardan biri de sorumluluk almak. Bu nedenle kızımı kesinlikle zorlamadan, istediği her konuda sorumluluk almaya ve denemeye teşvik etmeye çalışıyorum.

Ada ilk önce kendi masasında bebeklerine yamak hazırlamaya başladı. Şimdi ise akşam yemeklerini ve hafta sonları sabah kahvaltılarımızı hazırlarken bize yardım etmeyi çok seviyor. Kızımı sorumluluk almaya teşvik etmek için önce servisleri, ekmeği masaya koymak şeklinde olan görevlerini, porselen tabakları birer birer masaya taşımak, çatal, kaşık ve bıçakları servislerin üzerine dizmek şeklinde geliştirdik. Önceleri tabaklar kırılabilir ve bir yerini kesebilir ye da çatallarla salona koşarsa bir yerine batabilir diye çokça endişelendim ama ona hiç hissettirmeyerek teşvik etmeye devam ettim. Şimdi boyundan büyük bir iş yaptığının farkında olan kızım, son derece dikkatli ve ciddiyetle yerine getiriyor görevini. Unutmadan kendi mama sandalyesini de kendisi masaya taşıyor, masadaki sandalyeleri basamak olarak kullanarak, antilop sandalyesine de kendi oturuyor. "Oradan düşersin, sakın ben yokken çıkma, elin kırılık, kolun kırılır" diyen bakıcımızı yine durdurarak tabi ki. Gerçekten düşebilir mi? evet, bu riski almaya karar verdim.

Hafta sonları kahvaltıda yumurta pişirmek de babasıyla Ada'nın görevi. Yumurtayı buzdolabından almak, tavaya kırmak, peynirleri serpmek, karıştırmak Ada'nın çok hoşuna gidiyor. Kızımın elinin değdiği omleti yemek de bize ayrı bir keyif veriyor. "Eline sağlık, çok güzel yapmışsın, bayıldık" dedikçe hem gururlanıyor hem de kendi pişirdiği yumurtayı yemeye istekli oluyor.

Çocuklar anne ve babalarının yaptıkları işleri yapmaya heveslenirler. Bu şekilde ilgilerini gördükçe onlara sorumluluk vermek, ev işlerine destek olmalarını ve öğrenmelerini sağlamak çok önemlidir.

Son birkaç haftadır bakıcımızın kahvaltıdan sonra Ada'yı hadi gel yatağını toplayalım diyerek odasına götürdüğünü fark ettim. Bu alışkanlık çok hoşuma gitti. Hafta sonları biz de uygulamaya başladık. Yatakta toplanacak  çok bir şey yok gerçi. Bizimki son derece sıkılgan olduğu için gece de evi 25 derecede ısıtıp, üzerini örtmeden yatırıyoruz. Yine de minik battaniyesi ve pijamalarının katlanmasına, çarşafının yastığının düzeltilmesine yardım ediyor. Ergenlikte annemin odamı ve yatağımı toplamak için ne çok dil döktüğünü hatırlıyorum da hem hiçbir işe yaramzdı hem de sonra gelip kendi topladığında aradığım hiçbir şeyi bulamazdım ve sinirlenirdim. 1 yıl odamı hiç toplamamıştı da benden mutlusu olmamıştı. Ne gariptir ki şimdi ben kendi yatağımı toplamadan dışarı çıkamıyorum. Annemin ahı mı tuttu, ben mi büyüdüm? 

Geçen hafta çizmelerimi boyuyordum, bu boyama işi Ada'nın çok hoşuna gitti. Çizmelerimi bata çıka boyadı. Çok titiz bir Başak burcu olarak ellerinin siyah boya olmasından da hiç hoşlanmadı tam yaygarayı koparacaktı ki "Ben  de boyarken hep ellerim boya olur, sonra hemen yıkayınca çıkar" dedim ve birlikte ellerimizi birbirine sürtüp boyaları birbirimize geçire geçire bu sırada da katıla katıla güle güle yıkadık. 

Gün içinde anneme uğradığımda "anne bak çizmelerimi Ada boyadı" dedim. "Aaa, ufacık çocuğa iş mi yaptırıyorsun?" dedi. Ekol farkımız var. Zavallı annem ben evlenene kadar (28 yaş) elime elmamı soyar getirirdi de ben de bir dilimini anneme bir dilimini babama vermek için pazarlık ederdim. Şimdi de Ada'nın elma saati gelmese bir elma soyup da yemeyi akıl edemem.

Anaokuluna Hazırlık - Yemek yemeyi öğrenme

Bu ara benim için en önemli konu Ada'nın önümüzdeki sonbaharda anaokuluna başlaması. Şu anda tam 2.5 yaşında Eylül 2012'de 3 yaşında olacak. Onu mümkün olduğunca anaokuluna hazır göndermek istiyorum. 
Bunun için önemli adımlardan biri kendi başına yemek yemeyi öğrenmesi.


Her ne kadar "korumacı" bir anne olmamaya çalışsam da, bu konuda yazsam, söylesem, uyarsam da bazı şeyleri doğa belirliyor. Ben böyle benim kızım bana bağımlı olmasın, kendi problemlerini kendi çözebileceğini öğrensin, kendine güvensin, ayakları üzerinde durabilsin, özgür olsun diye her ağzımdan çıkan sözcüğe dikkat ededurayım, Ada'yla günde 10 saat geçiren bakıcı ablamız son derece anaç ve korumacı. Anaç olmak kötü birşey mi elbette ki değil. Ama dozu son derece önemli. Örneğin ben kendi yemeğini kendisi yesin, yeter ki doğru yemek yeme alışkanlığını edinsin, bu süreçte de birkaç ay az yiyecekse önemli değil diyordum en başından beri. Yemek masasında mama sandalyesi dışında bir yerde yemek yenmemesini engellemeyi başardım. Peşinden kaşıkla koşup yedirmeye çalışmalar, kendi odasına yemek götürmeye izin vermeler, pencere önünde etrafı seyrederek yemek yedirmeler hep benim onayıma takıldı ve vazgeçildi ama yine de tamamen istediğim gibi olmadı.

Masada da olsa sürekli masallar, hikayeler anlatılarak, bak komşu gelip senin yemeğini yiyecek, ay bu kaşığı da al diye yemek yedirildiğinden, gerçekten istediğim gibi bir yemek alışkanlığı bir türlü oluşmamıştı. Bu şekilde bir an önce yedirip, kaldırmak çoğu annenin de kolayına gidiyor. Yemek yemeyi öğrenememiş bir çocuk büyüdüğünde artık kandırılarak yemek yedirme yaşı geçtiğinde şöyle değerlendiriliyor:
"Ne oldu bu çocuğa? Okula gidince bozuldu, eskiden ne güzel yemek yerdi"
Aslında artık büyüdü ve uyuşturulamıyor.

Son 2 aydır, Ada artık anaokuluna başlayacak diye işi daha ciddiye almaya başladım. 

Bana söylenenlere kulaklarımı tıkadım...
"Ama daha bağışıklık sistemi yeterince gelişmedi...",
"Çocuk bu zamanla öğrenir"
"Okula gittiğinde öğrenir"
"Boyu uzuyor mu bari?"
"Bu ay kaç kilo olmuş? "
Bakıcımın, babamın, annemin tüm söylemlerine kulaklarımı tıkadım. 

Başka annelerden duyduğum, 
"Kızım okulda yemeğini yiyor eve geldiğinde, ona yedirmemi bekliyor"  
"6 yaşında oldu hala yemeğini kendi yemek istemiyor, yemek masasında oyun oynuyor, biz yedirirsek yiyor"
"Yemek yedirme konusunda büyük hata etmişim, pişmanım"
söylemlerini daha çok duydukça, bu konuya daha fazla önem vermeye karar verdim.
Kızımın başkasını mutlu etmek, ya da bir başkası gelip yemeğini yiyeceği için değil, ya da hikaye okurken ağzına kaşıkla yemek tıkılırken değil, yemek yediğinin farkında olarak kendisi için yemeyi öğrenmesini istiyorum. Yemek yemeyi ve yedirilmeyi sevginin ve ilginin yerine koymasını ve etrafımızdaki bir çok yetişkin gibi, her duygusal zorlanmasında buzdolabının kapısını açmasını istemiyorum.

Son 2 aydır artık Ada kendi çatalı ve kaşığı ile bizimle beraber yemeğini yiyor. Bıçak kullanıyor. Bunun da komik bir hikayesi var...
Ada'ya çok keskin olmayan bir kahvaltı bıçağıyla bıçakla kesmeyi bir kere gösterdim ve önüne koydum. İlk tepkisi deneyip sınırları zorlamak oldu elbette. Ağzına soktu, elini kesmeye çalıştı, canın yanar deyince masayı kesmeyi çalıştı ve "ama masanın canı yanmaz" dedi. İkinci ya da üçüncü öğünde hevesini almıştı zaten. Hemen arkasından aramızda şu konuşma geçti.

- Sen bıçakla kesebilirsin, ben senin dikkatli olacağına güveniyorum
- Ama Hafize güvenmiyor bana bıçak vermiyor. ( aslında çocuklar her duygumuzu anlıyor)
- Hafize de güveniyor (bakıcımız aslında evet, güvenmiyor) sadece o senin canını yakabileceğinden daha çok endişeleniyor.
- Ama sen Hafize'ye verebilirsin, o da bana verebilir
- Hayır, Adacığım, sen Hafize'yi ben bıçakla kesebiliyorum diyerek ikna edebilirsin. O zaman sana bıçak verir.
Tabi ki ilk işim telefon edip, Ada'nın ona güvenmediğini düşündüğünü söylemek oldu. Sonra da bundan sonrasını nasıl planlayacağımızı konuşmak. 
Gerçekten de Ada "sen bana güvenmiyorsun" diye lafa girdi bir daha yemek saatinde Hafize'yi gördüğünde ve hakkı olan bıçağı aldı.

Doğru yemek yeme alışkanlığının oluşması için saatin 8inde kızımla kahvaltı etmem, sonra da 12de öğle yemeği yemem gerekiyor. Olsun, önemli olan kendi evinde, güvenle yemek yemeyi öğrenmesi ve aile yemeğini bir değer olarak yaşamına katması.

19 Mart 2012

Hafta sonunun keyfini çıkardık


Bu hafta birkaç gün öncesine kadar "Ah bir havalar ısınsa..." diyorduk. Havalar ısınmasa da evde durduğumuz yoktu ama bere, mont, pusetin rüzgarlığı derken çıktığımızdan gerçekten birşey anlıyor muyduk emin değilim.

Haftasonu ise kendimizi dışarı attık. Cumartesi Ortaköyde'ydik, Pazar da Yıldız Parkı'na gittik.



Aslında Ada fotoğraf makinasına poz vermekten pek hoşlanmaz ve "anne rahatsız oluyorum" der ama havanın güzelliği onun da tolearansını yükseltti herhalde.


Ada ördekleri çok sevdi...



Çocuk parkında ise her zamanki enteresan sahneler vardı. Örneğin annesinin elinde peluş oyuncağı olan 7-8 yaşlarındaki bir kız çocuğu babasının profesyonel fotoğraf makinasıyla koşturarak fotoğraflar çekiyordu. Artık oyuncak çağının biraz geride kaldığını kabul etmek ve ilgilendiği ve başarılı olacağı hobi alanlarına yönlendirmek için doğru zamandı belki de...

Bir kız çocuğu on dakikadır salıncakta salladığı 30 yaşlarındaki annesine sonunda dayanamayarak "Koca kadını ben sallıyorum ya, kendin sallansana" diye bağırarak isyan etti, sonra da  kaydıraklara koştu...

Bizim baba da kızını iterek kaydırak sırasını alan küçük bir erkek çocuğunu kaydırağın ortasından yere indirerek, "Başkasının sırasını aldığın için şimdi kayamazsın" diyerek çocuğun anne babasını şok etti.


16 Mart 2012

"Örce Kadın" Projesi - Kadına Şiddete Karşı

19 Mart'ta Molu Mücevher'in düzenlediği Adile Sultan Sarayı’nda gerçekleştirilecek “Örce Kadın” gecesine davetliyim....

MOLU MÜCEVHER KADINA ŞİDDETE KARŞI SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ ÖRCE KADIN’IN LANSMANINI YAPIYOR.

Her 10 kadından 4’ünün şiddete maruz kaldığı Türkiye’de en önemli toplumsal sorunlardan biri kadına yönelik şiddet. Molu Mücevher bu önemli soruna dikkat çekmek için geçtiğimiz eylül ayından itibaren önemli bir sosyal sorumluluk projesi üzerinde çalışıyor.

Molu Mücevher’in eylül ayından beri, “HER DAMLA GÖZYAŞI PIRLANTA KADAR DEĞERLİDİR. HER GÜN ONLARCA KADIN ŞİDDET GÖRÜYOR, GÖZYAŞI DÖKÜYOR. ONLAR BİZİM ANNELERİMİZ, KIZLARIMIZ, KIZKARDEŞLERİMİZ. KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI HEPİMİZİN YAPABİLECEĞİ BİRŞEYLER VARDIR.” diyerek duyurduğu sosyal sorumluluk projesi, 19 Mart’ta Adile Sultan Sarayı’nda gerçekleştirilecek “Örce Kadın” gecesiyle  start alacak.

Kadınlara şiddete karşı bir sosyal sorumluluk projesi geliştirmelerinin iki çıkış noktası olduğunu anlatan Molu Mücevher Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Molu:  “İlk çıkış noktamız küçüklüğümüzde annemizden dinlediğimiz ve kadına yönelik şiddetin ve sinirli bir erkek olmanın ne kadar kötü sonuçlar doğuracağını anlatan Örce Kadın masalı. Örce Kadın aynı zamanda projemizin sembolü. 

İkinci çıkış noktamız ise mücevherciliğin, yani bizim üç kuşaktır hayatımızı kazandığımız mesleğimizin, varlık nedeninin kadınlar olması. Madem mesleğimiz kadınlar sayesinde var o halde onların sorunlarına sahip çıkmamız gerekir diye düşündük.şeklinde konuştu.

 Örce Kadın” gecesinde Molu Mücevher’e; moda tasarımcısı Tanju Babacan, Emel Sayın ve Seyfi Dursunoğlu gibi çok değerli isimler ve Türkiye’nin tüm kadınlarını temsil eden 35 Milyon Derneği destek verecek. Molu Mücevher’in organize ettiği gece, İlhan Molu’nun Örce Kadın masalını anlatacağı açılış konuşmasıyla başlayacak ardından 35 Milyon Derneği’nin sözcüsü sinevizyon gösterisi eşliğinde Türkiye’de kadına şiddet başlıklı bir konuşma yapacak. Tanju Babacan’ın konuşmasının ardından benzersiz sesiyle Türk Sanat Müziğinde özel bir yeri olan sanatçımız Emel Sayın bir konser verecek.
Gecenin sonunda Tanju Babacan imzalı Örce Kadın koleksiyonu bir defile ile tanıtılacak, defilenin finalinde ise Huysuz Virjin tiplemesiyle gönüllerde taht kuran Seyfi Dursunoğlu Örce Kadın’ı unutulmaz bir performansla sahneye taşıyacak.

 Molu Mücevher projenin amaçlarını şöyle sıralıyor:

·      Kadına şiddeti gündemde tutarak kamuoyunda farkındalık yaratmak

·      Dünyanın en önemli pırlanta kesim merkezlerinden Belçika’da daha önce hiç denenmemiş göz yaşı damlası formunda bir pırlanta traş şekli oluşturmak. Bu pırlanta kesiminin kadına şiddete bir tepki olarak ortaya çıktığını duyurmak. Dünya mücevhercilerinin bu kesimin kullanıldığı koleksiyonlar oluşturmalarını sağlayarak kadına şiddete karşı uluslararası mücevher piyasasında duyarlılık oluşturmak.

·      Örce Kadın masalından yola çıkarak çocuklarımızın okul öncesi eğitiminde büyük rol oynayan kaybolmaya yüz tutmuş masallarımızı tekrar bir araya toplayarak çocuklarımıza anlatılmasını sağlamak.

Aile İçi Şiddete Son!

AIS Yazıp 6643’e gönderin , sizin de çorbada tuzunuz bulunsun!

Hürriyet Gazetesi'nin 8 senedir yürüttüğü Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası kapsamında 4 yıl önce Türkiye’nin ilk ve tek 7 gün 24 saat açık Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı kuruldu.

Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 2007 yılından bugüne kadar , aralarında can güvenliği tehlikesi olan 1.224 kişinin de dahil olduğu 14 bin mağdura destek oldu. Acil Yardım Hattı Türkiye’nin 81 şehrinden ve 13 ülkeden çağrı aldı.

Siz de bu mücadelede bir katkınız olmasını istiyorsanız Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı ’na destek için AİS yazıp 6643’e mesaj gönderebilirsiniz. Gönderilen her mesajla bağışlanan 5 Türk Lirası , şiddete maruz kalan kadın ve çocuklara umut ışığı olacak.


Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı : 0212 656 96 96 - 0549 656 96 96

Not: Avea ve Turkcell aboneleri için kısa mesaj gönderim bedeli  1 standart SMS’tir.
Vodafone faturalı hat aboneleri de kampanyaya bağışta bulunabilir.

Detaylı bilgi için: aileicisiddeteson.com


Gratis'ten Muhteşem Ödüllü Resim Yarışması

ÇOCUĞUNUZ YAŞADIĞI SOKAĞI YENİDEN YARATSIN,
GRATİS’TEN MUHTEŞEM ÖDÜLLER KAZANSIN…
Çocukların hayal gücü sınırsızdır. O yüzden dünyayı bizden çok daha farklı, çok daha renkli görürler. Bazen birkaç boya kalemi onların hayal güçlerini harekete geçirmeye yeter. Kişisel bakım ve kozmetikte yüzlerce marka ve ürünü bir araya getiren mağazalar zinciri Gratis, şimdi çocukların hayallerini özgür bırakan çok keyifli bir resim yarışması düzenliyor. Çocuklar, oturdukları sokağı yeniden yaratarak kağıda çiziyor, Gratis’ten muhteşem ödüller kazanıyor.
                                   
                  Yarışmaya katılmak için son tarih 13 Nisan 2012 Cuma…

                  Düşlerini, yaşadığımız dünyaya ve hayata taşımak çocukların en çok keyif aldıkları şeylerin başında geliyor. Kişisel bakım ve kozmetik denilince akla gelen ilk adres olan Gratis de düzenlediği ödüllü resim yarışması ile şimdi 7-14 yaşları arasındaki tüm çocukları, hayallerini kağıda taşımaya çağırıyor. Çocukların oturdukları sokağı yeniden yaratmaları ise resim yarışmasının konusunu oluşturuyor. Yarışmaya katılmak çok kolay. Çocuklar, nasıl bir sokakta oturmak istediklerini çizip 13 Nisan 2012 tarihine kadar herhangi Gratis mağazasına ebeveynleri ile birlikte getirerek yarışmaya katılabiliyor. Resimlerini mağazaya getiren çocuklar, küçük bir form doldurarak muhteşem ödüllere talip oluyor. Öte yandan yarışma, ilköğretim okulu öğrencilerinin katılımına da açık. Resim öğretmenleri de öğrencilerini yarışmaya katılmak için teşvik edebilir ve böylece öğrenciler de sınıflarında ilgili konuda yapacakları resimlerle muhteşem ödüllere aday olabilir.    
                                   
                  Çocukların hayallerini süsleyen ödüller…
                 
                  Gratis’in resim yarışmasında dereceye girenleri muhteşem ödüller bekliyor: Yarışmanın birincisi IPAD (32 GB 3G + WIFI) TABLET BİLGİSAYAR, ikincisi SONY PS3 (320 GB + 2 OYUN) OYUN KONSOLU ve üçüncüsü SONY CYBERSHOT (16 MP) FOTOĞRAF MAKİNESİ kazanıyor.
                                   
                  Sizin de çocuğunuz bu keyifli yarışmaya katılsın, nasıl bir sokakta yaşamak istediğini kağıda çizerek anlatsın, Gratis’ten muhteşem ödüller kazanma şansı yakalasın…


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...