19 Ocak 2012

Zor İnsanlarla Başa Çıkmak çok mu zor?

Biliyor musunuz Kariyer.net 10. Kat profesyonellere yönelik ücretsiz eğitimler düzenliyor.
Yapmanız gereken tek şey 10.Kat Aylık Programını takip etmeniz ve Katılım Formunu doldurmanız.

18 Ocak'ta Simya Gelişim Danışmanlık'ın kurucularından Kağan Ünver tarafından verilen "Zor İnsanlarla Başa Çıkabilmek" seminerine katıldım.
Salonda yaklaşık 40-50 kişi vardı. Herkesin kendince "zor" dediği bu insanlarla başa çıkmaya ihtiyacı vardı. Bu kimimizin patronu, kimimizin müdürü ya da çalışanı, kimimizin babası ya da eşiydi...


Kağan Ünver'in keyifli anlatımı ile yaklaşık iki saat süren bu seminer daha uzun sürsün isterdik.
Akıcı, coşkulu, bol örnekli ve renkli bir anlatımı olan; katılımcıları can kulağıyla dinleyen, onların sözlerine değer verdiğini hissettiren ve rahat ve samimi yanıtlar veren bir eğitmen.
Her ne kadar ilk olarak "Çocuklu Yaşam Merkezi"nden geldiğimi öğrendiğinde eğitimle bir ilişki kuramadığını söylese de, sonrasında beni de örneklerde kullandı :) 
Doğru ya! çocuklardan ve anne babalardan daha zor kim var?

İşte bu seminerden cebimde kalanlar...

"İnsanı zor hale getirdikten sonra onla başa çıkmak zordur. Amaç daha proaktif düşünerek zor hale geitirmemektir. O noktadan geri dönmek ve problemi çözmek çok daha zor ve çok daha maliyetli ve önemli bir kaynak kaybıdır."

Tıpkı çocuklarla ebeveynler arasında yaşanan çatışmalar gibi, önceden doğru diyaloglarla, doğru iletişim ve doğru sistemle sağlıklı bir şekilde müdahele edilmiş olsa kolaylıkla çözülebilecek sorunlar öyle yerlere gelebiliyor ki. Bu yalnızca daha çok zaman, enerji kaybı ve acı duygular demek. 

"Kalite yönetiminde de kaliteyi yalnızca en sona geldiğimizde test ederek kontrol edemeyiz. Kalite yönetilir! Anında müdahele ederseniz sonuçta problem olmaktan çıkar."

Çok doğru... Bana bazen eğitimlerime katılanlar "Çok bilgi de her zaman iyi değil, sürekli okuyoruz, araştırıyoruz, kendimizi gözlemliyoruz, şüphe duyuyoruz. İyi bir anne miyim? Bazı şeyleri yanlış ya da eksik yaparak, çocuğumu yanlış yetiştiriyor muyum diye kendimizi sorguluyoruz" diyorlar.
"Bunu çocuğunuz 18 yaşına geldiğinde mi sorgulamayı tercih ederdiniz? Hangisinin telafisi daha mümkün, geri dönüşü daha kolay?" diye yanıtlıyorum.

Genel olarak iletişimde yaptığımız iki önemli hata var:
1-Karşımızdakini değiştirebileceğimizi sanmak. 
Bir tek doğru var, onu da ben bilirim yaklaşımı.
2-İletişim ne anlattığınız değil, karşınızdakinin ne anladığıdır. 
Sen dili ile suçlayan bir dil yani saldırgan bir iletişim kullandığımızda, karşımızda savunucu bir iletişim biçimi bulmamız kaçınmazdır. 
Karşımızdakini suçlamak yerine, neyin bizi incittiğini, üzdüğünü ifade edersek burada savunmaya gerek kalmayacak, ardından telafi gelecektir.
Anne baba ile çocuk arasındaki iletişimde eğitimlerde verdiğimiz de tam olarak budur. 

Katılımcılardan bazılarının baş etmek istediği zor insan yöneticisiydi. Çatışma kişisel boyuta taşındığından istifa etmeyi ve hukuki yola gitmeyi seçmiş, böylece yaşamındaki "zor" insandan kurtulmuştu. Bazısının ise değiştirmesi o kadar kolay değildi, subay babasıydı.
Beni çok güldüren gözümde net bir şekilde canlanan örneği ise 92 yaşındaki anneannesinin, 67 yaşındaki annesine "sen çocuksun çay koymayı beceremezsin, ben koyarım" diyerek kendi çayını demlemesiydi.

Son olarak mizaç özelliklerine dayanarak kişileri gruplamaya çalıştık. Ve bu gruplardan hiçbirinin en iyi ya da en doğru olmadığına vurgu yapıldı.
"Zor" dediğimiz aslında bizim kişilik özelliklerimizden farklı olanı yönetmek konusunda yaşadığımız zorluklardı. "Zor" dediğimiz aslında sadece bizim bakış açımızdı.
Örneğin Direkt bir kişiliği olan sonuç odaklı, datalarla ikna edilebilir, kısa ve öz açıklamalarla kararı kendisine bırakacağınız bir kişiyle iletişim kurmanıza; özel sorularla samimiyet kurmaya çalışmanız, onu işle ilgili uzun uzun detaylara boğmanız, veya notlarınızın arasında kaybolmanız hiç de yardımcı olmayacaktır.

"Değişim kaçınılmazdır, değişmeyeni değiştirirler"
Rekabetçi dünyada gelişmeyen organizasyonun yaşama şansı yoktur. Organizasyonla birlikte çalışanlarının da değişmesi ve gelişmesi gereklidir. İşte asıl zor insan değişime kapalı, değişime direnen insanlardır.

Bu noktada özel hayata da vurgu yaparak, iki kişi büyük bir aşkla evlenir. Beş sene sonra en çok duyduğumuz şey nedir? 
"Sen çok değiştin, benim evlendiğim adam böyle değildi"
"Artık seni tanıyamıyorum"
Neden? Bir kişi değişiyor, diğeri bu değişime ayak uyduramıyor. Değişmeyen değişene artık yetmiyor.
Bu noktada şapkayı önümüze koyup bir düşünmek lazım.

Pencereden baktığımda gördüğüm benim görmek isteğimdir. Aynı noktada duran aynı boylarda bir insan aynı pencereden otobüs durağını, yorgun yolcuları, trafiği görürken, bir diğeri uzaktaki kar altındaki çam ağaçlarını ve parkı görebilir.
Olayları her zaman kendi penceremizden yorumluyoruz. Ben çok objektifim! Acaba?
İşte harika bir söz daha...
"Dünyada bir tek objektif vardır, o da fotoğraf makinasında"
Dolayısıyla durumları hepimiz bakış açımıza göre subjektif olarak yorumluyoruz.
Kaşımızdaki kişiyi değil ama bakış açımızı değiştirdiğimizde, karşımızdaki kişiye olan davranışımız değişecek ve o da bizim için zor olmaktan çıkacaktır.

Konfüçyus ne demiş: Sevdiğin işi yap, o zaman bir gün bile çalışmış sayılmazsın.

Bu seminerden, hem bir anne ve eş olarak özel yaşamıma dair, hem de bir anne-baba eğitmeni olarak işime dair yararlı ve keyifli çıkarımlarda bulundum. 

Teşekkürler Kariyernet ve Kağan Ünver (www.kaganunver.com).





0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...