26 Eylül 2011

Kızıma Mektuplar 3: Ada'mla Yaşamımın İki yılı (1-2 Yaş)

Koca bir yıl daha geçti üzerinden, yürümede profesyonelleşene kadar beklettin ilk sesleri. Sonra ilk heceler, sözcükler derken, şimdi öyle cümleler kuruyorsun ki beni çok şaşırtıyorsun.

Alışkanlıklarına çok bağlısın, mükemmelliyetçisin o anlamda. Bir küçük değişiklik, direnmene neden oluyor. Direnebilirsek biz de senin kadar ve buna değerse, yeni bir ritüel oluşuyor, sonra ondan vazgeçmiyorsun.

Biraz sinirlisin annen gibi ve baban gibi biraz sabırsız. İstediğin şey istediğin an olmadı mı, duygularına yenik düşüp, atıyor acıtıyorsun zaman zaman. Sana  duygularını yaşaman için olanak tanınmalı, bilmelisin bu duygunun ismi ne. Hayal kırıklığı nasıl kokar? Öfke nasıl iç yakar? Ve sevgi nasıl dokunur tenine? 

Öyle sevgi dolusun ki... Bebeklerinle konuşmaların bize ayna tutuyor sanki, bolca sarılıp öpüyorsun onları, taşırken incitmek istemez gibi nazik ve tatlısın onlara karşı. Uyarıyorsun yeri geldikçe sık sık, "ama kalemle koltuğu çizmeyin"
Otoriteye karşı gelmek içinde var bir yerlerde. Ne söylesem "ama..." ile başlayan bir başka cümle karşılıyor beni. Geçeceğini biliyorum aynı yolumda kararlılıkla yürümeye devam ediyorum.
Seni geçen hafta yine salondaki koltuktan yalnız başına pencereye tırmanırken gördüm.
İkimiz de mutfaktaydık o an ve sen kendi kendine şöyle diyordun: " Ama düşmiycem, haayır düşmiyceeeem" kendi iç sesine kafa tutarken.

İçinde lider bir ruh var apaçık görüyorum dışarıdan, insanları yönlendirebilecek bir lider. Deneyerek öğrenmeyi seçiyorsun ve yaratıcısın. Bakıyorum parkta onca çocuk var, neredeyse dokuz aylıktan beri herkes senin peşinde.

İzliyorum uzaktan, kimseyi takip ettiğin yok, yanlarına gidip oynuyorsun sonra sen başka bir seçime, o çocuk da hoop senin peşine.

Kendin kaydırağa tersten tımanırken, kendinden iki üç yaş büyük bir kıza "Abla ipe sıkı tutun yoksa düşersin" diye seslenen sen... Eve gelince pencereye tırmanıp parktaki kızlara seslenip, penceremizin altına toplayan sen...
Parktaki başka çocuklar görüp üzülmesin diye daninonu, meyveni kimsenin olmadığı bir köşede yemeği öğrenen sen...
Bununla çocuklar oynamaz dediğimde, "Yalnızca anneler ve babalar. Ama ben sana yardım edebilirim" diye öneren sen...

Özgür olman, kimsenin hükmü altına kolay kolay girmemen benim dileklerim senin için.
Biliyorsun ama kurallar ve sınırlar yaşamımız için gerekli ve senin güvende olman için de. Dışarıdaki yaşam sınırlarla dolu, bu öyle bir denge ki kendi sınırlarını koruyor olman başkasının sınırlarına saygısızlık etmen demek değil. Bu öyle bir denge ki "ben" içinde "biz" olabilmeyi başarmak.

Görüyorsun ya, seni yavaş yavaş tanıyorum... Sana senin yönteminle ama bizim üçümüzün kurallarıyla yaklaşmaya çalışıyorum. Babanla benim kadar senin de kurallara katılmaya ve yaratmaya hakkın var yaşadığın bu evde. Bu kuralların nedenlerini bilmeye de hakkın var.
Sana saygı göstermeyi seçiyorum bilinçlice, çok yorgun ve çok hassas değilsem eğer.

Birkaç gün önce mutsuz gördün beni, üzüldüm dedim ve birkaç damla yaş.
Ne dedin bana? "Yine üzüldün sen" ve boynuma sarılıp yanağını yanağıma yapıştırıp, omzuma vurdun birkaç kez.
Sen nereden biliyorsun ufacık tefecik, böyle teselli etmeyi kocaman insanların elinden gelmezken?

Bakalım içinde nasıl bir mucize taşıyorsun Ada, ya da  o mucizeyi şekillendiriyorsun şimdiden kimbilir?Kimlere değecek yaşamının ucu, kimlerin hayatında özel bir iz bırakacak ve yaşayacaksın deli dolu. 

Seni daima çok seviyorum canım kızım ve hayranlıkla izliyorum.
Doğum günün kutlu olsun. Birlikte nice mutlu yıllara!


dance as though no one is watching you,
love as though you have never been hurt before,
sing as though no one can hear you,
live as though heaven is on earth. (*)
souza.

(*) dans et, kimse seni izlemiyormuş gibi
 aşık ol, daha önce hiç incinmemişsin gibi,
şarkı söyle, kimse seni duyamazmış gibi,
yaşa, cennet bu dünyadaymış gibi.
souza.



Annen
27-09-2011

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...