3 Haziran 2011

Mutlu ve Çatışmasız Bir Aile Yaşamı Mümkün

Bizlerin anne baba olarak davranışları ister istemez kendi ebeveynlerimizin bize olan davranışlarından etkilenir. Bu etkiyi, bazen çocukluğumuzda bizi mutsuz eden davranışların tam tersini yaparak, bazen de yorgun, güçsüz ve mutsuz olduğumuz bir anda istemediğimiz o davranışları yaparak, o sözcükleri söyleyerek gözlemleriz.



Yapabileceğimiz ise bunların farkına varmaktır. Öncelikle kendimizle bağ kurarak, ailemizle paylaştığımız için mutlu olduğumuz anıları kendi ebeveynliğimize taşıyıp uygulayabilir, bizi mutsuz edenleri, damarımıza basanları, içimizde bir yara olarak taşıdıklarımızı ise bilinçli olarak değiştirebiliriz. Bu farkındalığı oluşturmak için eğitimimizde farklı egzersizler uyguluyoruz.


  • "Benim ailem bana çok baskı yaptı, ama ben çocuğumu çok serbest yetiştireceğim"
  • "Benim ailem bana hiç oyuncak almazdı, ben çocuğumu oyuncaklara boğacağım."
  • "Anne babam bana sürekli kurallar koyardı, bu beni çok sıkardı, ben çocuğuma asla kural koymayacağım, dilediğini yapsın."
  • Annem bana hiç sarılmazdı, o yüzden ben çocuğumu hiç kucağımdan indirmeyeceğim, sürekli öpüp okşayacağım ki onu ne kadar sevdiğimi anlasın"
  • Benim ailem bana çok korumacı davrandı, risk almam gereken her konuda bana köstek oldu, böyle zamanlarda onlara çok kızardım. Benim çocuğum ne isterse yapmasına izin vereceğim, böylece beni daha çok sevecek"...


Tam da bu noktada dengeyi kaçırıyoruz. Otoriter ebeveynlikten kaçmaya çalışırken, izin verici ebeveynliğe tutuluyoruz.


Otoriter ebeveynlik, 1960ların, 1970lerin ve biraz da 1980lerin ebeveynlik modeli idi. Korku ve baskı üzerinden ebeveynlik. Başkalarının ne dediği, ne düşündüğü çok önemli idi. Çocuklar birey olarak sayılmaz, onların da duygularının ve düşüncelerinin önemli olduğu pek düşünülmezdi. Ne de olsa çocuktular ve anne babalarının sözünü dinlemeleri gerekirdi. Cezalandırmak, bağırmak, dövmek en önemli disiplin metotlarıydı. Anne babanın çocuk sevgisini göstermesi pek normal değilken, çocuğa şiddet uygulamak çok doğaldı.


Otoriter ebeveynlik, çocuğun anne babasının sevgisini kaybetmekten korkmasına dayanırken, izin verici ebeveynlik ise anne babanın çocuğun sevgisini kaybetme korkusuna dayanır. İzin verici ebeveynlikte, özellikle zamanlarının büyük kısmını işte geçiren anne babalar içlerindeki gizli suçluluk duygusuyla, çocuğa sınır koymakta isteksiz davranır., Onların her istediğini yapmak kendilerini sevdirmek için doğru bir yol gibi görünür.


Otoriter ebeveynlik de izin verici ebeveynlik de çocuk için sağlıksızdır. Her ikisi de çocuğun özgüvenini zedeler. Özdisiplini yani çocuğun kendi kendini kontrol etmesini, sorumluluk almasını, davranışlarının sonuçlarını bilmesini ve doğru seçimler yapmasını ve yaptığı bu seçimlerin sonuçlarına katlanmasını engeller. Özdeğer duygusu yani nasıl davranılmaya layık oldukları konusunda kafaları karışır. Otoriter ebeveynlikte kendilerini değersiz hissederken, izin verici ebeveynlikte fazla şişirilmiş bir özdeğer sözkonusudur. Bu fazla şişirilmiş özdeğer, sosyal hayatta çocuğa büyük zorluklar yaşatır.

Peki bu ikisinin ortası mümkün mü? Bir sonraki yazımda...

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...