"Çocuklarla El Ele Ebeveynlik" Anne Baba Eğitimi 4 Şubat Pazartesi Saat:13:00-15:00'de Yorum Psikolojik Danışmanlık'da başlıyor

Kayıt: Yorum Psikolojik Danışmanlık Tel: (212) 351 25 13-14 Adres: Zeytinoğlu Cad. Arzu 1 Apt. Kat:3 D:20 Akmerkez Etiler Kapısı Karşısı Etiler - İstanbul

"Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler? Faber Mazlish Atölyeleri

İlk konumuz "Çocuğumuza Olumsuz Duyguları ile Başetmeyi Öğretmek" Kayıt: info@annecee.com (532) 294 94 05

Oyun terapisi ile çocuğunuzu anlayın

Çocuklar kendilerini ifade edebilecekler, risk alabilecekler, sosyal kuralları ve sınırları öğrenebilecekler ve yaşadıkları sorunlar ile başaçıkabilme yollarını keşfedebilecekler. ilkiz@cocukluyasammerkezi.com

Filial aile terapisi oyun yoluyla aileleri güçlendiriyor

Çocuğunuzun iç dünyasında neler olup bittiğini anlayabilmek ve çatışmaları çözebilmek için randevu alabilirsiniz. ilkiz@cocukluyasammerkezi.com

30 Mayıs 2011

Çocuklu Yaşamımız Twitter'da


Merhaba,

Bundan böyle yaptıklarımızı twitter'dan da paylaşmaya başlıyorum. http://twitter.com/cocukluyasam'a girip "izle" demeniz yeterli!

Ayrıca facebook hesabınız varsa, begendiğiniz yazıları altındaki “paylaş” butonu ile kendi duvarınızda paylaşabilirsiniz.

29 Mayıs 2011

Çocuğumla Bağ Kurmak Eğitimi 4 Haziran'da


Çocuklarımız fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması için anne babalarına bağımlıdır. Acıktığında beslenmek, altı kirlendiğinde temizlenmek, yorulduğunda dinlendirilmek, korktuğunda sakinleşmek, üzüldüğünde teselli edilmek için ebeveynlerine ihtiyaç duyarlar. Çocuğumuzun karşılanmamış bir ihtiyacı olduğunda rahatsızlık yaşar ve bu ihtiyacını bize bir şekilde anlatmak zorundadır. Buna çocuğun ihtiyaç anlatan davranışları diyoruz.

Çocuğumuzu zorlayan davranışların başında dil gelişimi gelir. Bir bebek konuşamadığı için ihtiyaçlarını ağlayarak ifade eder. Çocuğuyla arasında güçlü bir bağ olan anne çocuğunun ağlamasının tonundan onun ihtiyacının ne olduğunu çoğunlukla doğru tahmin eder. Bebek acıktığı için mi, yorulduğu için mi, ağrı çektiği için mi, oyun istediği için mi ağlıyor bize beden diliyle anlatır.
Tamamen konuşmaya başladıktan sonra 5-6 yaşlarında bile çocuklar yaşadıkları sıkıntıları ve duygularını ifade etmekte zorlanırlar.

Çocuğumuzla aramızda güçlü bir bağ olduğunda, ihtiyacını anlatan ipuçlarını daha kolay ve erken yakalarız. Bu ihtiyaç sancıya dönmeden karşılayabiliriz.

Çocuklar ihtiyaçları karşılanmadığında işbirliğine yanaşmayan zorlayıcı davranışlarla iletişim kurarlar. İhtiyacı karşılamak yerine, bu davranışı değiştirmeye çalışmamız, çocuğumuzla aramızda bir güç çatışması çıkmasına yol açarak sonuç almamızı engeller.

Bu nedenle çocuğumuzun bizim ilgimizi ve sevgimizi en az hak etmiş göründüğü zaman, bu ilgiye en çok ihtiyacı olduğu zamandır.

Davranış çözümlemesi davranışın altında yatan nedeni görebilmek demektir. Ebeveyn olarak sorumluluğumuz çocukların ihtiyacını iletmek için kullandığı davranışın altında yatan ihtiyacı anlamak ve çocuklarımıza bu ihtiyaçlarını kabul edilebilir davranışlarla ifade etmeyi öğretmektir.

"Çocuğumla Bağ Kurmak" eğitiminde çocuğunuzla sevgi dolu bir gönül bağı kurmanız, öfke nöbetleriyle başa çıkmanız, doğru iletişim kurup, işbirliği sağlayabilmeniz, çocuğunuzun sosyal yönünü güçlendirip özgüvenini geliştirmeniz için kullanabileceğiniz yöntemleri paylaşıyoruz.

Yer: Yoga Academy Kemerburgaz
Tarih: 4 Haziran 2011
Saat: 12:00 – 15:00
Yer: Yoga Academy Kemerburgaz
e-mail: ilkizozcan@yahoo.com
tel: 532 5922759

28 Mayıs 2011

Ağva'da Haftasonu


Tatil güzel şey... Bir gece de olsa bavul hazırlayıp, arabayı tıka basa doldurup, marketten yolda yiyecek türlü nevale alıp yola çıkmayı çok seviyorum.
Sağolsun internette fırsat siteleri o kadar çok Ağva fırsatı yayınlıyorlar ki iki ayda ikinci defa Ağva'ya gittik.

Cuma Cumartesiyi Ağva'da geçirdik. Bu seferki minik kaçamaktan çok şey bekliyordum. Bütün hafta hava çok sıcak gidince, bikinimi, şapkamı, havluları ve güneş kremlerini de doldurarak bavulu hazırladım. Ada'yı da denize atıp çıkarmaktı hayalim. Tabi ki Cuma sabah kalktığımızda havanın hiç de benim planladığım gibi olmadığı anlaşıldı ama bozuntuya vermedim, Ada'yla bikinilerimizin yanına birer de hırka ve mont ekleyerek yola koyulduk. Ada'nın son günlerde ortaya çıkan iki yaş sendromunun bir parçası olduğunu düşündüğüm korkularına da bu değişikliğin iyi geleceğini umuyordum.

Son birkaç gündür, gündüz asansör sesinden, apartman kapısından, üst kattaki elektrik süpürgesi sesinden korkar oldu. Geceleri de birkaç kere çığlık atarak uyandı,rüya gördüğünü tahmin ediyorum. Hatta bir gece daha gözlerini açamadan ışığı açmam için bağırdı. Böyle durumlarda ona sarılıp okşayarak annesinin yanında olduğunu, korkacak birşey olmadığını söylüyorum. Eğer sakinleşemezse gece yarısı en harika sesimle şarkı söylüyorum, bunun Ada'ya çok iyi geldiği defalarca tecrübe ile sabit. Doğduğu günden beri müzik dinlettiğimiz Ada'ya birşeye çok sinirlendiğinde, öfke nöbetinin eşiğine geldiğinde de şarkı söylemek veya müzik çalmak çok işe yarıyor. Bunun dışında evden ayrı zaman geçirmenin, doğayla içiçe olmanın, koşup oynamanın, çiçeklere ağaçlara dokunup, toprağa kuma basmanın, hayvanları sevmenin, açıkhave ve bol oksijenin iyi geleceğine şüphem yoktu.

Ağva'daki Nehir Perisi otelde kaldık. Minik pembe iki katlı bir ev,eşimin "bir balkonu olsa bari" dileğini karşılarcasına bahçeye açılan minik bir terası var. Hemen nehrin kenarına kurulmuş küçük otel, işletenlerin candan tavırları, ayrıntıların ahengi,renklerin sıcaklığı ve her daim çalan hoş müziğin sesiyle bizi iki gün İstanbul'dan tamamen uzaklaştırıp içine aldı. Ada çimenlerde yuvarlandı, kedileri Zıpzıp'la sarmaş dolaş oldu, hamakta saatlerce keyif yaptı, ev yapımı böreklerine ve bahçeden topladıkları çileklere doyamadı.Müzik de çok hoşuna gitti.

Yaptıkları o hoş sürprizi ise sona sakladım.Cumartesi eşimin doğumgünüydü, ben bir plan yapamamıştım. Sabah kahvaltıda Ada'yla ben öperken duymuş olacaklar ki, bir süre sonra biz hamakta dergi keyfi yapıp çaylarımızı içerken "Happy Birthday to You" çalmaya başladı. Ne tesadüf diye düşünürken fırsattan istifade bir kere daha doğumgününü kutladım. Sonra bir de baktım Begüm hanım elinde nefis bir tiramisu ile geliyor, üzerinde mumlar, "Başkasının da doğumgünü herhalde" diye düşünürken yanımıza geldiler. Anladık ki çok ince düşünmüşler ve kahvaltda doğumgünü konuştuğumuzu duyunca böyle bir sürpriz hazırlamışlar.

Denize giremedik, plaja bile inemedik ama herşey öyle dinlendirici ve huzur vericiydi ki hiç dert etmedik. Ailece birbirimize zaman ayırmak ve Ağva'nın yeşilinde sevgi kaplarımızı doldurmak bize çok iyi geldi.

26 Mayıs 2011

Aile ve İş Yaşamı için Başarı İpuçları

Dün katıldığım KAGİDER Mayıs ayı Kahvaltı Toplantısı'nın konuğu Coca Cola Genel Müdürü Galya Molinas'tı. Coca Cola'nın dünya çapındaki sosyal sorumluluk projelerini anlatarak, Afrika'da uygulanan mikro dağıtım merkezleri projesiyle kadınları düşük bütçeli ve Coca Cola eğitmenliğinde iş sahibi yapma modelini tanıttı.
Elde ettiği çok önemli kariyer başarısının yanında kendisi son derece mütevazi ve samimi tavırlarıyla katılanların kalbine hitap etti.

İki oğlu olan Molinas iş yaşamındaki başarısının arkasında aile hayatında kurduğu dengenin olduğunu söyledi. Ailesi ve eşinin çocuklarla ilgili çok destek olduğunu söylerken, kendisinin de bu destek mekanizmasını çok iyi planlayarak kendine zaman ve kaynak yarattığının üzerinde durdu. Hepimizin durup düşünmesi gereken bir konuya parmak basmış oldu. Her birimizin hayatında az ya da çok destek kaynakları mevcut. Bazılarımızın anne babası yanında, bazılarımızın eşinin anne ve babası, bazılarımızın da arkadaşları, komşuları... Önemli olan hangi kaynaklara sahip olduğumuzu listeleyerek, bu kaynakları nasıl ve hangi şartlarda yardım için kullanacağımızı planlamamız ve kaynakları artırmak için gerekli çabayı göstermemizdir.

Galya'nın iş hayatıyla ilgili en önemli sözlerinden biri de "İmdat demek zayıflık değildir. Tam tersine imdat dediğinizde insanlar yardımınıza koşacaktır" oldu.

Benim için toplantının iz bırakanları:

İş hayatı, özel hayat ve aile hayatını hepimizin oynadığı üç topa benzetti."Yalnızca aile hayatı topu camdan, diğerleri ise plastikten ve cam kadar zarar görmüyor."

Galya hanımın gelecekte biz kadınlara başarılı olmamız için önerileri:
"Kendimize güvenmek, biz yapabiliriz demek.
Bilmediklerimizi öğrenmek.
İnovasyon, yani yaratıcı gücün kullanılması.
Kadının hayatında birçok şapka var, adeta bir ahtapot tavrı. İş hayatında da bu sentez yeteneği ile farklı içgörülerin kullanılması."

"Marka olmak bir söz vermektir, iyi marka olmak o sözü tutmak demektir. Marka bir kişiliği, karakteri temsil eder, o kişilik size bir gün "günaydın" der, bir gün demezse güvenmezsiniz, şüpheye düşersiniz"

"Öğrencilerden ne bekliyorsunuz?" sorusunu ise "Liderlik ve İkna becerisi" olarak yanıtladı.

"Hiçbir şeyin sonucu bugünden yarına alınmıyor,damla damla ilerliyor, sabırlı olmak lazım."

Galya hanım anlattıklarında iş hayatından sözediyordu. Kariyer basamaklarını tırmanmak için verdiği ipuçları, aslında çocuk yetiştirmek için gerekli olanlara ne kadar da benziyor. Tıpkı çocuk bakarken kendimize güvenmek, bir yandan bilmediklerimizi öğrenirken, bir yandan da yaratıcı olmamız, kalbimizden geleni dinlememiz gerektiği gibi. Tüketici gözünde markanın tutarlı olması gerektiği gibi biz de çocuklarımızın gözünde tutarlı ve iyi birer rol-model olmamız gerekir. Liderlik ve ikna becerimizi çocuğumuza sınır koyarken, ona güven verirken kullanırız. Ve evet, anne baba olmak ömür boyu sürecek bir yolculuk, birçok yaptığınız doğru şeyin sonucu bugünden yarına alınmıyor,damla damla ilerliyor, sabırlı olmak gerekiyor.

Toplantı sonunda katılanların sorularını içtenlikle yanıtlayan Galya hanım, kendisiyle aile ve iş hayatındaki başarısının sırları ile ilgili röportaj yapmak istediğimi söylediğimde beni kırmadı. Önümüzdeki günlerde bu röportajı yaparak sizlerle paylaşabilmeyi iple çekiyorum.

Alternatif Anne'de İlk Yazı

Bundan sonra Alternatif Anne'de hem yazar hem de uzman olarak yer alacağımı söylemiştim.
Alternatif Anne'lerle paylaştığım ilk yazım anasayfada.
http://www.alternatifanne.com/

Hayat durdu, dünyam değişti
'de ebeveynlik ve koçluk yolculuğumu paylaştım... Heyecanımı sizlerle de paylaşmak istedim.

Sevgilerimle,

İlkiz

23 Mayıs 2011

Yaşamımda Yeni Bir Sayfa


Uzun yıllar finans alanında sürekli koşturmacalı, sorumluluğu fazla stresli görevlerde çalıştıktan sonra, işimden ayrılıp Ebeveyn ve Aile Koçu olarak kendi işimi kurmaya karar verdim.
Bu kararımdaki en büyük etken kızımla daha fazla zaman geçirmek ve bundan sonrasında kızımla olan hayatımı da içine alacak şekilde kendi zamanımı kendim yöneteceğim bir işe sahip olmaktı.Bu nedenle bebeğim henüz çok küçükken eğitim için Amerika'ya gittim. Orada bu işin duayenleri ile biraraya gelerek eğitim alma ve pratik yapma imkanı buldum. Süt izninden işe döndükten sonra da her gece eve döndüğümde, okunacak kitaplar, yapılacak ödevler, hazırlanacak eğitimler için çalışmak gelecekteki hayatım yani bugünler için atılmış adımlar olduğundan sabrettim ve yeri geldi uykumdan,dinlenmekten, gezmekten, heyecanla beklediğim bir filmi seyretmekten fedakarlık ettim. 1.5 yıl zorlu ama zevkli geçti. Çok şey öğrendim, sizlerle paylaşacak, sorunlara çözüm olacak çok bilgi biriktirdim. Artık ACPI Sertifikalı Ebeveyn ve Aile Koçu olarak eğitimler vermeye başladım ve ikinci adım da koçluk yapmaya başlamam olacak.

Çalışan anneler benim yaşadıklarımı iyi anlayacaktır.Uykusuz bir gecenin sabahında çocuğunuz artık mışıl mışıl uyurken, ya da nasılsa bir meleğe dönüşmüş odasında kendi kendine oynarken, ya da "anne gitmeee" diye kollarını boynunuza dolamış sizi bir türlü bırakmak istemezken onu evde bırakıp gitmek gereklidir. Bütün gün işte bir aklınız çocuğunuzda, güveniniz tam olsa dahi onu özleyerek, toplantılara girmek, bitirilmesi gereken işleri yetiştirmek, 1-2 saat bile mesaiye kalmak gerekse, ona kimin bakacağını, yedirip yatıracağını hesap ederek huzursuzlanmak olağan şeylerdir.
Elimizde göğüs pompası en uygun yeri ararken, bu iş için harcadığınız zaman üstlerinizin ve hatta sizinle aynı işi yapanların homurdanmasına neden olurken, hep aynı şeyi hayal eder insan: kendi işini kurmak ve çalışmak istediği gibi çalışmakta özgür olmak.

Bu yeni alışmaya başladığım düzende, her sabah aynı saatte kalkıp işe gitmek zorunda olmamak çok güzelken, kendi zamanını yönetmek de bir o kadar zormuş.Zamanını doğru yönetebilmek tamamen bir planlama ve özdisiplin işi. Kendime haftalık bir yaşam programı (sizlerle paylaşacağım) yapana kadar bazı günler kendime öyle çok yükleniyordum ki,kızımla geçirecek zaman bulamıyorum.Bazı günler de kızımın yanında ayrılıp çalışmalarımın başına geçmekte zorlanıyordum.

Her geçen gün daha bir dillenip tatlılaşan ufaklığım karakteriyle, yapabildikleriyle, tercihleriyle beni hep şaşırtmaya devam ediyor...
Bu arada meşhur 2 yaş sendromu da kendini iyiden iyiye belli etmeye başladı. Bilyorum ki bu dönem kızımla sağlıklı bir ilişki kurmak ve onun kendi kendine yetebilmesi, özgüven ve özdeğerinin gelişimi için çok kritik. Bu konuları daha detaylı paylaşmaya devam edeceğiz.Bu özgüven, özsaygı, özdeğer konularında bilgimi artırdıkça sağlıklı bir birey olmak için ne kadar önemli olduğunu daha yakın kavrıyorum. Eğtimlerimde özlellikle bu konu üzerinde çok duruyorum. Sonraki yazılarımda mutlaka konunun derinlerine ineceğim.

Gitgide artan ama bir o kadar da keyifli bir koşuşturmaca içinde buldum kendimi.
Hazırladığım ve organize edilecek eğitimler, okunacak kitaplar, takip edilecek bloglar ve yazılacak makalelerim var. Mümkün olduğunca çok insana ulaşmak için yapılması gereken herşeye tek başıma yetişmeye çabalarken bu konuda en yakın desteği eşimden görüyorum.

Anneysen.com'daki Anne Baba Okulum blog sayfasının güzel yorumlar alması beni çok heyecanlandırırken, beni çok sevindiren bir haber de AlternatifAnne'den geldi.

Bir süredir keyifle takip ettiğim AlternatifAnne'in kurucusu Gülüş Türkmen'le yaptığımız çok keyifli sohbetten AlternatifAnne ekibine katılmaktan ve hem yazar hem de uzman olarak böyle değerli bir ebeveynlik kaynağına destek olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

22 Mayıs 2011

Kızımla Yazın İlk Yaramazlıkları


Bu haftasonu yazlık sezonunu açtık. Ada'yla anneanne ve dede evi Büyükadaya bu yaz ilk gidişimiz.
Cuma günü kışa benzer yağmurlu ve rüzgarlı bir havada zorlukla kendimi motive edip Ada'yı da alarak Büyükada'ya gittim.İyi ki de gitmişim. Adada hava hiç de Avrupa yakasındaki gibi değil, yumuşak ve az bulutluydu.
Cumartesi sabahı bahar, Pazar günü yaz gelmişti.

Yaz beni de çocuklaştırıyor, birlikte muzurluklara daha yatkın oluyoruz.
Bu ara biraz çok çalışan babası "Bravo 3 gün yoktum bugün kızıma ne yaramazlık öğrettin acaba" diyene kadar bunun farkına varmadım.
Henüz 20 aylık olmasına rağmen arkadaşlarımın ojelerine bayılan Adacığım benim narçiçeği ojelerime dayanamadı, ben de onun ısrarını kıramadım, tırnaklarına narçiçekleri kondurduk. Ertesi gün birkaç avuç çikolatalı mısır gevreği yemesine izin verdim. Üçüncü gün de kendimi yılın ilk dondurmasını kendi külağımdan onun külağına koyuyor buldum iskelede. Ama öyle keyifle yalanarak yiyordu ki...


Yürüyüş yapmayı da ihmal etmedik Ada bir yandan insanları seyredip bir yandan da "koşuuun, atlar koşuun, çocuklar geliiin" diye bağırıyordu. Tabi bu benim şifresini çözdüğüm dilde söyledikleri. Sonra balkona salıncak da kurduk. Ada doya doya çıkardı keyfini. İki gece sarılıp birlikte yattığımızı da eklemeliyim.


Bugün evimize döndük, eski düzenimize devam ederiz nasılsa, eğlenceli anlarımız ve güzel fotoğraflarımız yanımıza kar.



HOŞGELDİN YAZ, UZUN SÜRSÜN BU YAZ!

Anneysen.com Bahar Buluşması


Geçtiğimiz hafta Anneysen.com kurucuları sevgili Aylin Çakır ve Pınar Şimşek'in organize ettiği Bahar Buluşmasındaydım. Anneysen.com Blog yazarlarını birbirini tanımak ve yaptıklarını paylaşmak üzere Hamarat Diva atölyede biraraya getirdiler.

Yaklaşık 1 yıldır 40.000'den fazla üyesi olan Anneysen.com'un Blogları içerisindeki Anne Baba Okulum adlı blogumda yazılarımı paylaşıyorum.
Her ne kadar zevkle yazsak ve birbirimizin yazılarını okusak da sanal ortamda birşeyleri paylaşmakla, tanışıp yüzyüze sohbet etmenin keyfi çok ayrıymış. Bunu birkez daha bu buluşmada anladım.

Buluşmaya Limonlu Kek, Bir Annenin Buldukları, Tırtıl Kids Kitabevi,Bebeim Geliyor, First Steps of Ela,0 km Bızdıklar, Fit Anne ile buluştuk. Birlikte yedik içtik,çok keyifli sohbet ettik.

0. km Bızdıklar blogunda yazan Defne Ongun Müminoğlu'nun okuldayken çok sevdiğim İpek Ongun'un kızı olduğunu, AlternatifAnne'de yazan FitAnne Şeniz Tarımcan'ın gerçekten de çok Fit ve neşeli bir insan olmasının yanında benim gibi finans backgroundlu olduğunu, kendi merkezime mutlaka asmak istediğim dergiden kesip sakladığım keçe evin Hamarat Diva elyapımı olup penceresinde asılı olduğunu görmek hoş sürprizlerdi.

Rengarenk ve sımsıcak bir ortamda bizi karşılayan Hamarat Diva'ya ve Aylin ve Pınar'a kocaman teşekkürler.

Bu buluşmanın uzun süreli dostluklara neden olmasını diliyorum.

17 Mayıs 2011

Çocuğumla Bağ Kurmak Eğitimine Davet


Anne baba olarak temel görevimiz çocuğumuzun ihtiyaçlarını karşılamak. Peki bu kadar çok çabalamamıza rağmen neden çocuğumuz hayal ettiğimiz gibi olmuyor?
Zorlukların üstesinden gelmek, çocuğunuzla aranızda güçlü yürekten bir bağ oluşturabilmek için sizleri 17 Mayıstaki eğitimimize davet ediyorum.

Bir anne Pam Leo, “Neden bazı çocuklar büyüyüp Gandhi olurken bazıları Hitler oluyor? Doğumdan yetişkinliğe kadar bu farkı yaratacak neler oluyor?” diyerek yola çıkmış ve hazırladığı eğitimlerle 1989 yılından beri Amerikada çalışmalarına devam etmiştir. Tüm araştırmalarını ve 55.000 saatten fazla çocuklarla birlikte olma ve onları gözlemleme deneyimini de katarak Connection Parenting’i oluşturmuştur.

Bu eğitimle kendi ebeveynlik mirasımızın farkına varıyor, taşımak istemediğimiz çocukluktan gelen yüklerimizi hafifletiyoruz.

Çocuğumuzla aramızdaki bağı güçlendirecek adımları atıyor,onun duygularını dinlemeyi öğreniyor, ilişkimizi kuvvetlendirecek iletişim dilini geliştiriyoruz.

Korku, baskı ve ceza yerine sevgi üzerinden nasıl anne babalık yapabileceğimizi görüyoruz.

Öfke nöbetlerine nasıl yanıt verebileceğimize, disiplin ve sınır koyma konularına değiniyoruz.

Mutlu, kendini değerli hisseden, paylaşmayı bilen, saygılı, duygularını ifade edebilen, kendi kendini kontrol etme becerisini kazanmış çocuklar yetiştirmek çok zor değil. Aranızdaki bağ istediğiniz gibi değilse, bunu iyileştirmek için hiçbir zaman çok geç değil.

Academy for Parents Coaching International'dan aldığım Ebeveyn ve Aile Koçluğu programı sırasında karşılaştığım bu eğitimin kızımla kurduğum ilişkime sayısız faydası olduğuna inanıyorum. Bu eğitimi sizlerle paylaşmaktan büyük zevk duyuyorum.
Detaylar için benimle iletişime geçebilirsiniz.

Uyku Zorlukları ve Biberonu Bırakmak


Uyku konusunda zorlukları yenmenin yolu kararlılık, tutarlılık ve yaptığının doğruluğuna inanmaktan geçiyor.

Şimdi yeni bir sorunu çözmenin eşiğindeyiz. Bakalım aynı dertten muzdarip başkaları da var mı?

İşte bizim komik hikayemiz ve tecrübelerimiz...

Uykuyu eşleştirerek öğrendiğimiz için biz yetişkinler bile, başka bir yerde kaldığımızda zaman zaman yatağımızı ararız, yastığımız alınsa uykumuz kaçar. Eşimiz bir seyahate gitse, sağa döner sola döner, uykuya dalmakta zorlanırız.

Çocuklar da uykuyu eşleştirerek öğrendiğinden nasıl uykuya dalarlarsa, gece boyunca uykuları hafiflediğinde yine aynı ortamı ve uykuya dalmak için gerekli şartları arıyorlar. Her yeni şarta alışmakta önce güçlük çekiyor, sonra da o alışkanlıktan vazgeçemiyorlar.

Her çocuk farklı olduğundan bu davranışlar bazılarında daha güçlü, bazılarında daha az görülebiliyor.

İşte size geçtiğimiz 19 ay içinde yaşadığımız süreçlerden bazı örnekler...

Öncelikle bebekliğinden itibaren bir rutin oluşturmaya ve uyku oyuncağı ile uykuyu eşleştirmesini sağlamaya çalıştık. Bu uyku oyuncağı çok işe yaradı. Hayatta bana bile vermekte güçlük çektiği bir oyuncak oldu kırmızı kedimiz. Zaman geçtikçe kedi yıprandı, beni aldı bir endişe, bu oyuncak parçalanırsa ne yaparız? Bir yere giderken oyuncağı unutmaktan korkar olduk. Neyse 1 yıl sonra yılbaşında bizim kırmızı kediler tekrar piyasaya çıktı, 1 tane daha aldık. Yatarken bazen ikisini bazen tekini yatağına koyuyorduk. Bu sefer ikincisine de alıştı, “ötekiiiii” diye başladı feryat etmeye. Şimdi 2 kedi ile geziyoruz. Bu arada üzerini hiç örtmeyen kızımız evin 25 derece olmasına aldırmadan yatakta battaniye olmasına alıştı, eğer battaniye yoksa “battaaaaan” “ “ööört” diye bağırmaya başladı. Bir yere giderken 2 kedi ve battaniye taşımaya başladık. Bebekliğinden beri çalan uyku cd’sini söyleyen özge abla gerçek bir karaktere dönüştü, “abla eee” demeye başladı. Bizim çantaya bir de cd player ve cd eklendi.

Süt alerjisi, reflü kolik gibi rahatsızlıklarla mücadele ederken, gaz sancılarını su içerek rahatlattığını fark ettik, biraz su içip gazını çıkarıp öyle yatıyordu, su, iyi geceler çayına, o da süte dönüştü zamanla ve 100 cc derken 200-250cclere çıktı. Daha sık uyanmaya başladıkça, içtiği miktar da artmaya başladı. Bu kadar sıvı alınca gece tek bez yetmemeye başladı. Uyandıkça altını açmaya başladım uykusunda. Bu sefer her uyandığında çiş yapmasa da altının açılmasına alıştığı için “aaaaç “ diye bağırmaya ve gece 700-750cc sıvı içmeye başladı. Uykusuz geceler, yoğun iş gitgide dayanılmaz hale geldi. Her yeni çözüm bir önceki sorunu yok etse de başka sorunlara davetiye çıkardı. Sık uynadığı için yorgun olduğum bazı gecelerde yanıma aldım kalkmamak için, bu sefer yanımızda yatmaya alıştı.

Bir gece yatağında 1.5 saat uyumadı, sinirden çıldırsam da aldım karşıma konuşmaya başladım.
-Kızım kediler orda, battan orda, özge ablan ee diyor orda sen niye yatağında yatmıyorsun odanda?
-An-ne burda
Hadi dedim haklısın, ilk iki kelimelik cümleni kurmanın şerefine son gece kal burada...

Derken doktora gittik. Doktor şaşkın, boyu çok iyi uzamış 90 indekslerde ama neredeyse 4 ayda hiç kilo almamış, kilo endeksimiz düşmüş 50lere. İştahsız değil, benim kadar yemek yiyor. Tek yanıt her gece aşırı sıvı alması kaldı geriye ve suyu ve sütü kesmemiz gerekti.
Kabus gibi bir haftanın sonuna geliyoruz. İlk defa dün gece deliksiz bir uyku çektim, inanamıyorum hala. Geceleri “düüüüt” diye süt istemeyi bıraktı çok şükür. Biberonun yaptığı gaz, o kadar sıvı almaktan kaynaklanan reflü de son buluyor yavaş yavaş.

İlk gün “Sen artık büyüdün, bak bu kadar oldun” diyerek elimi havalara kaldırdım. “Artık biberon yok, anne baba gibi bardaktan içeceksin”. Gündüz sadece bardaktan içirmeye başladım. 1-2 gün içinde buna tamamen alışınca, gece yatarken iyi geceler çayını bardakta içirdim. Emme dürtüsü ile uyku eşleştirmesi bunca aydır çok güçlü olduğundan ağlayarak zorlukla uykuya daldı, ben hep yanındaydım, ona şarkı söyledim, okşadım sevdim sakinleştirmeye çalıştım, gece uyandıkça biberon vermeye birkaç gün daha devam ettim ama anladım ki bir verip bir vermemek onun aklını daha çok karıştırıyor. Uykusuz birkaç geceyi daha göze aldım ve gece uyanıp su süt istediğinde de bardakta vermeye başladım. Tabi yatarak ememediği için bu duruma çok kızdı, bağırdı ağladı, yapacak birşey yok. Doktordan kesin talimat var, bu kadar sıvı alması idrar kesesi ve böbrekleri için de sakıncalı diye. Ben otur bardakta vereyim dedikçe, “otuuu” diyerek oturup dizlerine vurarak ağladı, o haline gerçekten üzüldüm ama kararlı davrandım. Öğle uykusunda çok rahat uykuya dalmayı öğrenmesini büyük bir başarı olarak görüp devam ettim. Yalnız bırakıp onu terketmedim ve sütten ümidini kesti, ilk uykuya çok rahat dalar oldu, gece 1 kere uynanrsa 1 yudum bardaktan içip yatıyor. Alt değiştirme de olmayınca uykuya daha çabuk geri dönüyor.
Birşeyin doğrusunu bilmek başka, uygulayabilmek başka, bu sefer onun için doğru olanı yaptığımı bildiğim için kararlıyım.

Gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim .Tecrübelerinizi ve önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.

Çocuğunuzun İçindeki Armağanı Ortaya Çıkarmak


Her çocuk farklı bir karakter, yetenek ve ilgi ile doğar.
Kişisel mutluluk ve başarıları için çocuklarımıza bahşedilen armağanı keşfetmelerine yardımcı olabiliriz. Çocuklarımızın hayatının amacını, içindeki hayali ortaya çıkarabilmek ve gerçekleştirebilmek için bizim desteğinize ihtiyacı vardır.
Bazen çocuklukta bu hayaller defalarca ortaya çıkar. İlgimizi çeken konularla becerilerimizi daha da ilerleterek bizi onu bulmaya ve başarmaya iter.
Buna karşılık çocuklarımız kalbinin sesini dinleyip hayalinin peşinden gitmek istediğinde çoğu anne baba onu desteklemek yerine kendine göre doğru olan kalıba sokmaya çalışır.
Farklı bir birey olduklarını inkar ederiz. Gerçekten kalplerinden gelen istek yerine, bize daha güvenli geleni yapmaya zorlarız.Çoğu umutlarını bu yolla kaybeder.

Aslında onlar için neler isteriz?
- Potansiyellerini gerçekleştirmeleri
- Topluma katkıda bulunmaları
- Mutluluk ve doyuma ulaştıkları bir yaşama sahip olmaları
- Neşe içinde yaşamaları

Oysa bir kişinin iç sesini dinlemesi çoğunlukla toplum tarafından engellenir ve eğitim sistemimiz de bunu desteklemez.
Örneğin düzenli maaş aldığı işinden ayrılarak kendi işini kurmak isteyen bir girişimci düşünün. Çoğunlukla ailesi onu korumak için daha güvenli olanı yapmaya iter. Arkadaşları “ya başarısız olursan” der. Zamanla kendi içsesi de bu seslerin arasında zayıflamaya zor duyulur olmaya başlar. Katıldığım bir eğitimde bu durum çok güzel görselleştirilmişti. Katılanlardan bir bey sandalye üzerine çıkarılmıştı, zayıf bir bayan da kolaylıkla dengesini bozmuş ve onu aşağı inmek zorunda bırakmıştı. Sonra da bayandan aynı beyi sandalyenin üzerine çıkarması istenmişt. Tabi ki tüm uğraşına rağmen onu sandalyeye çıkartmayı başaramadığını tahmin edersiniz. Bir insanı aşağı çekmek kolaydır ama yukarı çıkarabilmek çok çaba ister.
Hayal genellikle çocukluk ve ergenlikte kendini gösteren, defalarca ortaya çıkan içsel bir yetenek veya ilgidir. Bizim yaşama sebebimizdir. En karanlık zamanlarda, yaşam bir mücadeleye döndüğünde, hayata tutunduğumuz çapalar gibidir. Hayalimize dokunduğumuzda güvende hissederiz, evimizdeymiş gibi hissederiz. Bir düşünün sizin de gerçekleştiremediğiniz hayalleriniz var mı?
Başarılı anne babanın sırrı gözlem yeteneği (neyin başarılı olup neyin olmadığını görebilmesi) ve bu esneklikle değişebilmesidir.
Çocuklarımızın onlara bahşedilen armağanı kullanabilmesi, bizim güçlü yanlarını gözlemlemede, zayıf yanlarını güçlendirmede ve hayallerini gerçekleştirmeleri için onların dünyasını şekillendirmede göstereceğimiz kararlılığa bağlıdır.
Biraz mizah duygusu, bir tutam sevgi ben buna kalpten ebeveynlik diyorum. Açıkkalpli, birlikte gülebilen, birbirinden öğrenen, birlikte nefes alan, hayatın keyfine varan ve dünyaya yaratıcı gözlüklerle bakan bir aileniz olsun istemez misiniz?
Çocuğunuzun duygularıyla başetmesini, güvenle hayatının kontrolünü eline almasını teşvik etmeye istekli misiniz?

5 Mayıs 2011

Bizimki Doktordan Artık Korkmuyor!


Bundan 4 ay önce son doktor maceramız tam bir kabustu. Doktorumuz ve biz çabaladıkça Ada'mız daha da korktu. Küçük bir koala gibi kollarını boynuma, bacaklarını belime doladı. Sonunda tartıda tartılamadan, boyunu doğru düzgün ölçtürmeden, ağzını açtıramadığımız için dişlerini göremeden bolca gözyaşı ve çığlıkla çıkmak zorunda kaldık. Üzerinden 4 ay geçti, 19 aylık oldu ama bu sefer çalıştık hazırlıklıydık ve muayenemiz harika geçti, nasıl mı?

Arada geçen zaman boyunca doktordan ara ara sözettik. Sevimli bir doktor karakteri yarattık. Kanyonun önünden geçerken "Ada'nın doktoru da burada, Meral..." diye gösterdik. "Doktorunun bir sürü yeni oyucağı varmış Adacım" dedik.
Bebek dergilerindeki doktor sayfalarını göstredik. Parmağıyla hepsine dokunup "doktor, doktor, doktor..." demesini çok sevdi.

Çocukların hafızaları kısa süreli olduğundan bunları muhtemelen unutmuştur ama "doktor ve meral" kelimeleri kızımıza yabancı ve bilinmez olmaktan çıkmıştı.

Doktora gideceğimiz sabah uyandı ve bizim yatakta oynaşmaya başladık. Birden doğaçlama doktor oyunu (doktorculuk demiyim) oynamaya başladım.
- Adacım ben doktor oldum, açar mısın karnını dedim.
Sonra soğuk parmaklarımı göğsünde sırtında dinliyormuş gibi gezdirdim.
- Adacım ağzımı açalım aaaa diyelim, ben şimdi doktor oldum.
- Aaaa, yeni dişlerin çıkmış
- Şimdi parmağımla kulağına bakıcam, hiiiç kımıldama
- Şimdi de yat bakalım boyunu ölçelim
- Hangi yastıkla ölçelim?
- Ada bu kadar büyümüş , 2 yastık kadar olmuş yaşasıııın!

derken Ada bir daha da .... bir daha da... diye oyunun devamını ister oldu.
Sonra o doktor oldu beni yatırdı, aaa dedim ağzıma baktı, kulağıma baktı, kımıldarsam heee diye kızdı... boyumu yastıkla ölçtü.
Ben dışarı çıktığımda aynı oyunu ona bakan ablamıza da öğretmiş, öğlene kadar bir yarım gün
doktor meralcilik oynamak Ada'nın eğlencesi oldu.

Sonra doktora gittiğimizde aramızdaki oyunu hemen anlayan doktorumuz da bize katıldı. O da önce Adanın orada en beğendiği ve hemen kucağına aldığı oyuncak bebeğini yatırdı ve muayene etmeye başladı. Bir bebeği bir Adayı muayene etti derken, kıkır kıkır bir zamanda herşeyi tamamlamıştık.

Aşı zamanı geldiğinde aşının acısıyla doktor odasını özdeşleştirmesin diye doktorumuz bizi ayrı bir odaya aldı. Ben kızımı kucağıma aldım ve hazırız dediğimde Ada doktoru görmeden aşısını oldu, bir dakika kadar ağladı hemen arkasından odadaki yeni oyuncakları keşfetmeye başlamıştı bile.

Ada şu anda 19 aylık, konuşulanları net bir şekilde anlıyor, tek kelimelik cümlelerle konuşuyor. Şimdi keşke bu oyunu daha önceden oynasaydık diyorum, sanırım 4 ay önceki doktor maceramız çok daha rahat geçerdi.

Siz daha da gerçekçi olmasını isterseniz, çocuğunuza bir doktor seti de alabilirsiniz, önemli olan oyunu paylaşıp birlikte eğlenmek ve kesinlikle zorlamamak. Bırakın oyunun lideri o olsun, küçücük kafalsındaki kocaman hayalgücüyle neler yaratabileceğine ve oyunun öğrenme üzerindeki gücüne çok şaşıracaksınız...

Pozitif Disiplin için Kolaylıkla Uygulanabilecek İpuçları

Çocukların herbiri birbirinden farklı olduğundan bir çocuk için geçerli olan disiplin yönteminin diğeri için geçerli olmaması çok doğaldır.
Herbir çocuğun ayrı bir mizacı ve bu mizaca uygun ayrı ihtiyaçları vardır.
Uyguladığınız disiplin yönteminin istediğiniz kadar etkili olmadığını dü şünüyorsanız, 6 pozitif disiplin ipucunu değerlendirebilirsiniz.

1. Öncelikle ortamı çocuğunuzun ihtiyacına göre düzenlemek. Bazı çocuklar düzensizlikten rahatsızlık duyarken, diğerleri kalabalık ve aşırı gürültü nedeniyle istenmeyen davranışlar gösterebilirler.

Küçük çocuklar farklı bir ortama girdiklerinde, günlük rutinleri önemli ölçüde bozulduğunda, kendilerini güvende hissedemezler ve bizi rahatsız eden birçok davranışları bu güven eksikliğinden kaynaklanır. Çocuğunuzun farklı ortamlara nasıl tepki verdiğini anladığınızda onun ihtiyacını anlamış olursunuz. Ortamı çocuğunuzun ihtiyacına göre düzenlediğinizde ise gereksiz çatışmalardan önemli ölçüde kaçınabilirsiniz.

2. Çocuklar teşvik edildiğinde kendi kendilerini sakinleştirmeyi öğrenebilirler. Çocuklarımıza sevgiyle yaklaşarak, onlarla güçlü ve gönülden bir sevgi bağı kurmak için mümkün olan her fırsatı değerlendirdiğimizde, doğal olarak sevip, okşayıp, kucağımıza aldığımızda bu güveni, ilgiyi ve sakinliği içselleştirirler. Çocuklar kendi kendine sakinleşmeyi, duygularını düzenlemeyi, davranışlarını kontrol edebilmeyi öğrendikçe anne babaların dışarıdan düzenleme ve denetleme ihtiyacı azalacaktır.

3. Çocuğunuzun istenmeyen davranışının altında bir neden olduğunu hatırlamaya çalışın. Davranışın altında yatan nedeni ortaya çıkarmak en etkili disiplin yöntemi olacaktır. Yetişkinler kendilerini dil ile rahatlıkla ifade ederken, çocuklar için bu büyük bir zorluktur. Konuşmaya başlamış çocuklar bile rahatsızlıklarının ve huzursuzluklarının nedenini kolaylıkla dile dökemezler. Duygularını yetişkinlere göre çok daha yoğun yaşarken, yaşadıkları hayalkırıklığı, engellenme, kızgınlık gibi duyguları ifade etmekte güçlük çekerler.

Çocuklar acıktıklarında, yorulduklarında ve çevredeki birçok uyaran tarafından fazlaca uyarıldıklarında istenmeyen davranışları yapmaya daha yatkın olurlar. Çocuğunuz gün içinde yaşanan hayalkırıklığı, engellenme, başarısızlık gibi duyguları üzüntü kabına bastırmış, daha çok ilgiye ve güvenli bir ortama ihtiyaç duyuyor olabilir. Böyle bir anda duygularını iyileştirmek için ağlamaya ihtiyaç duyar. Bazen de çocuğumuzun en mutlu olduğunu düşündüğümüz anda birden davranışları değişir, huysuzlaşır ve istenmeyen davranışlarla bizim damarımıza basmaya başlar. İşte o an yanında olmamıza en çok ihtiyaç duyduğu andır, bizimle en iyi bağı kurduğu anda güvenli ortamı kendine sığınak yapar ve üzüntü kabını boşaltarak duygularını iyileştirmek ister.

4. Davranışa karşı verilen tepkide tutarlılık çok önemlidir. Çocuklar davranışlarına tutarlı bir şekilde her zaman aynı tepkiyi aldıklarında kendilerini güvende hissederler. İstenmeyen davranışa her zaman aynı tutarlılıkta yaklaşıldığında, çocuk net bir şekilde bu davranışın kabul görmediğini öğrenebilir.


5. Çocuklarınıza iyi bir rol-model olarak onlara ne beklediğinizi, doğru davranışın ne olduğunu somut örnekle göstermiş olursunuz. Ebeveynler kendileri doğru şekilde davrandığında, doğru iletişim yöntemlerini kullandığında çocuklarında bu becerilerin gelişimini desteklemiş olurlar. Özellikle çatışma ve öfke yönetimi, kardeş kavgaları, saygı ve nezaket gibi konularda iyi bir rol model olmak en iyi öğretme yöntemidir.

6. Uygun desteği önerin. Bazen çocuklar davranışlarını düzenleyebilmek için ek bir desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu desteğin çeşidi ve seviyesi çocuktan çocuğa ve konudan konuya değişmekle birlikte ebeveynler çocukları için en etkili ve uygun destek seçeneğini bulmalılar. Ödevini yapmak istemeyen bir çocuğa ödül sistemi işe yarayabilecekken, okulda başarılı olmadığı için üzülen bir çocuğa “senin yaşındaki diğer çocukların kullandığı bazı yöntemler biliyorum, duymak ister misin?” diye sorulabilir. Seçenek sunarak hem çocuğa kendi hayatı hakkında söz sahibi olduğu duygusunu yaşatırken, hem de onu zorlamadan uygulayabileceği öneriler verilmiş olur.

Hangi disiplin yönteminin çocuk üzerinde en etkili olduğu düşünülürken, unutulmaması gereken disiplinin aslında bir öğretme ve geliştirme aracı olduğudur. Disiplinin asıl amacının çocuğumuza doğru seçimler yapmasını öğretmek olduğunu hatırladığımızda, kızgınlıkla yanıt vermek yerine, daha nazik, sevgi dolu ve saygılı pozitif disiplin yöntemleri kullanabiliriz.

KUSURSUZ SEVGİ: KISA BİR ÖYKÜ


Birlikte gülümseyip düşünmek için kısa bir hikayeyi paylaşmak istiyorum.
Ailemizi çocuklarımızın bizi sevdiği o saf sevgiyle sevelim...
Birgün, Mitchell 2 yaşındayken (şimdi 3 yaşında) mutfaktan bir sandalye aldı ve odaya doğru itmeye başladı. Mutfak kapısının önününde halımız var, oraya gelince itmesi daha da zorlaştı ama buna rağmen devam etti.
Eşim, Gene ona durmasını ve sandalyeyi yerine koymasını söyledi ama Mitchell dinlemedi.
Gene tekrar söyledi. Sinirlenmeye ve sesini yükseltmeye başlamıştı. Mitchell pes etmedi, bunun yerine sandalyeyi odaya itmeye devam etti.
Bu sırada Mitchell Gene’in oturduğu bilgisayar masasına ulaşmıştı. Eşim sertçe bakıyor ve “Neden sandalyeyi buraya getirdin, git yerine götür” diyordu.
Mitchell sessizce sandalyeyi babasına doğru iterken ona çok şeker masum gözlerle bakıyordu.
“İşte baba, hadi otur”
Oğlum sandalyeyi apartmanın bir yarısından ötekine taşımış, kalın halıda yoluna devam etmiş, Gene’in azarlarına katlanmış ve sevecen ve babasının rahatını düşünen bir çocuk gibi sandalyeyi oturabilmesi için Gene’in yanına götürmüştü.
Bazen ailemizi, bizim için yeterince şey yapmamakla suçlarız, istediğimiz gibi davranmadıkları için sitem eder, bizim yolumuzla hareket etmedikleri zaman eleştiririz. Bazen de nadiren bize en yakın insanları yalnızca saf ve koşulsuz bir sevgiyle severiz.
Elbette, belki ailemiz bizi eleştiriyor, bizi kontrol etmeye çalışıyor. Belki eşimiz bize yeterince ilgi göstermiyor ve hissettiklerimizi anlamıyor. Belki kardeşlerimiz bize çocukluktan kalma kin tutuyor. Ama bütün bunlar gerçekten bütüne baktığınızda ne kadar önemli?
Hadi bu sefer çocuklarımızdan öğrenelim! Hadi eleştiriden saklanalım, yanlış anlamaların peşini bırakmayalım, ve sevgi ve ilgiyle sevdiklerimize yardım edelim.
Ailemizi çocuklarımızın bizi sevdiği o saf sevgiyle sevelim...
Raisingsmallsouls.com

Elimin Hamuruyla Blog Yazısı

Dün akşam Nişantaşında yürürken, önümde yürüyen bir hanımın telefonda bayağı yüksek sesle bağırması nedeniyle konuşmasına kulak misafiri oldum.
Nişantaşı Merkezden Teşvikiyeye doğru hızla yürürken telefondaki kişiye “İğrenç bir yer burası, bir tane cafe yok oturacak yer yok, Avrupada her köşe başında bir cafe olur” diye bağırıyordu. Sözü edilen yer Nişantaşı olmasa, aranan şey cafe ya da oturacak bir yer değil de başka bir şey olsa belki bu kadar sinirlenmekte haklı diye düşünebilirdim.
O zaman gerçekte gerçek diye birşey olmadığını herşeyin bizim algılarımız sonucu çarpıtıldığını birkez daha anladım. Oysa ben de tam da bu sırada tesadüfen gitmekte olduğum yerin üzerinde anılarda dolaşıyordum. Teşvikiye Cami’ne gelmeden aşık olduğum gelinliğimi aldığım yer, daha önce başka bir yerde bir gelinliğe kapora vermiştim de, onu da yakmak pahasına görür görmez bayıldığım hayatımın gelinliğini oradan almıştım. Biraz ileride el çiçeğimi yapan dükkan, Teşvikiye Caminin arkasında gelin saçımı yapan kuaför, kuaföre gelini almaya geç kalan damat J çok yakındaki İTÜ tesislerindeki havuz başında yaptığımız düğün.. Temmuz sıcağında o tatlı heyecan, telaş, o duygular...
Derken “İğrenç bir yer burası!” diyen kadının sesi kulaklarımda yankılandı, yargılamamalıydım aslında ama mutsuz ve mutsuz olmaya mahkum bir insan diye düşündüm elimde olmayarak.
Neyse gelelim, asıl rotama... Hüsrev Geredenin aşağı kısmında Al Dente Makarna. Öyle sıcak öyleeğlenceli bir akşam geçirdim orada, yine harika bir anı olarak eklendi Nişantaşı tarihçeme. O kadına inat “Harika bir yer burası”!
Nasıl geçtiğini anlamadığımız harika bir gece geçirdik sevgili Berrin Gürcan ve diğer katılan arkadaşlarla. Un, yumurta, hamur, karıştıralım keselim derken kendimizi yaptığımız işe kaptırdık. Kimin kareleri daha düzgün, unu fazla mı koydum diye telaşlanırken günlük dert tasa hiçbir şey kalmadı sanki. Mutfak işlerinden çok zevk alan biri değildim ama makarnayı evde yapmaya karar verdim. Son derece sıcak ev gibi bir ortamda ağırladı bizleri Berrin hanım, makarnalar soslar pişip, sofraya oturduğumuzda harika bir iş çıkarmanın keyfini hep birlikte yaşadık. Bir daha kendi yapmadığımız makarnayı yiyemeyeceğiz galiba. Eve geldiğimde hala çok eğlendim, çok güzel bir geceydi diye sayıklıyordum.
Sizin çocuğunuz da makarna düşkünü mü bilmiyorum ama benim 19 aylık kızım, hiç yemek ayırmadan yese de makarnanın apayrı bir yeri var. Akşam makarnayı küçük tabakla önüne koyuyorum, çatalıyla kendi yiyor, bu sırada ben sebze yemeğini de yediriyorum. Derken makarna bitiyor bizim küçük canavar “Bi daada!” diye bağırıyor, bir tane daha yani. Kırmıyor bir minik tabak daha getiriyorum artık panikten onu bi çatalla bi eliyle yiyor. Berrin hanımın “Senin kızın seviyormuş, al al” diyerek yanımınıza doldurduğu çıkınımız boşalınca kendi makarnamı kendim yapmaya karar verdim. Hem proteinli ve sağlıklı olacak hem de çocuğuma elimle yapacağım, sevgi dolu olacak..

Kendi Yaşam Koçunuz Olmak Eğitimi

Geçtiğimiz ay aldığım bir eğitimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Özellikle, işim çocuğum evim ailem koşturmacası içinde durup dinlenecek kendimi geliştireceğim bir zamanı özlediğim anda karşıma bu eğitim çıktı. İnternet fırsatlarına hayır diyemediğim bir dönemde bu eğitimi almıştım ve bütün bu koşturmaca içinde artık hakkımın yanmasına ramak kala eğitime başlamayı başardım.
Eğitmenimiz Özdemir Özkan paylaşmaktan zevk alan bir insan. Verdiği örneklerle konuyu zenginleştirip, kişiselleştiriyor. İlgiyi dağıtmadan anılarından da verdiği seçkilerle hem bir insan ve dost tanımayı hem de kendine dışardan bakmayı mümkün hale getiriyor. 12 saatlik eğitim sürecinde bizlere mümkün olduğunca çok bilgiyi verebilmek için çaba harcadı ve bu bilgileri başkalarıyla da mutlaka paylaşmamızı istedi. Eğitim isminden de anlaşılabileceği gibi zaman zaman yaşam koçuna ihtiyacımız olan durumlarda kontrolü ele alabilmek, alternatiflerin farkına varabilmek ve kendimize de koçluk yapabilmek üzerine kurulu.
Zaten başta da söylediği gibi kimsenin kimseye sihirli bir anahtar verme şansı yok. Dolayısıyla eğitimde anlatılanlar aslında çoğu zaman bildiğimiz ama unuttuğumuz, kendimizi sorumluluklarımızın kıskacında hissederek bir türlü kontrolü ele alıp eyleme geçemediğimiz şeyleri hatırlatıyor.
Eğitimde bence en çarpıcı bölümler ise sorulardı. Öyle basit sorular kendinize sorduğunuzda dev farkındalıklara neden olabiliyor.
§ “Kendimi çok güçlü hissediyorum” sözünü en son ne zaman kullandınız?
§ Nerede yaşamak istiyorum?
§ Ne olmak istiyorum?
§ İdeal yaşamdaki bir günüm nasıl olmalı?
§ Kendinizi en canlı hissettiğiniz an ne yapıyorsunuz?
§ Hayattaki amacınız nedir?

Enerji kaçakları, zamanı yönetmek, para ile ilişkimiz, düşüncelerimizin gücü, korku, değişim 12 saat süren bu keyifli eğitimden diğer satırbaşları..
Harekete geçmek için kendimizi hazırlayabilmek için ödevlerimiz de vardı eğitim boyunca. Önce bir başucu defteri almak ve işe kişisel öykümüzü yazarak başlamak. Ama öyle bildiğimiz kısa ve klasik öykülerden değil, gerçek anlamıyla hayat hikayemizi yazmamız istendi. Kendimizi daha yakından tanıma olanağı bulmak, kalıplarımızı, eğilimlerimizi, becerilerimizi keşfetmek için.. Belki de çocuklarımız ve torunlarımız için en büyük miras bu olur.
Bu bana harika bir fikir gibi geldi. Çocukken annemin küçük bir defterini bulduğumu hatırlıyorum evde. İçinde şiirler, resimler, güzel sözler, önemli günler, babamdan izler, kısaca biriktirmek istediği herşey vardı. Şimdi nerelerdedir acaba, anneme dair en kıymetli saklamak isteyeceğim şey budur.
Sonra bir keresinde babamın askerde olduğu nişanlı bekleme sürecinde annemle babamın birbirlerine yazdıkları mektupları bulmuştum. Bir diğer hazine de budur benim için. İnsan yıllar önce ailesinin yazdığı şeyleri çok özel buluyor.
Şimdilerde ne kadar da uzaklaştık elyazımızla birşeyler yazmaktan. Evet bilgisayarlarımız var şahane hızlı yazıyoruz, italik, renkli, maillar atıp, bloglar tutuyoruz, iyi ki de var bunlar. Ama siz yine de küçük bir deftere arada bir elyazınızla sizden parçalar bırakın. Ne kadar yaratıcı olduğunuzun önemi yok, okudukça size sizi tanıtacak, okudukça sizi mutlu anlarınıza yeniden taşıyacak, enerjiniz tükendiğinde ya da azaldığında diyelim, sizi o en mutlu olduğunuz anlara götürecek ve enerjinizi yeniden artıracak.
Bir arkadaşımla konuşurken bizi bir kere çok üzmüş olan olayların nasıl da aylar sonra küçücük bir hatırlatmayla yeniden ortaya çıkabildiğini, ve yeniden o çok güçlü olumsuz duyguların yaşandığını söyledi. Aksine mutlu anlarımızın yaşandıktan sonra toz gibi dağıldığını ve bir daha hatırlamak istediğimizde aynı güçlü duygularla hatırlanamadığını konuştuk. Mutlu olduğumuz anları canlı tutabilmek için onları şimdiden daha mutluyken, bulutların üzerindeyken elyazımızla başucu defterinize yazmak işe yarayabilir diye düşünüyorum. Arkadaşıma da bunu önerdim ve bu fikri o da çok beğendi. Ama yazmak gerçek anlamda bir disiplin işi. Eğtim içindeki diğer birçok öneride de olduğu gibi uygulamaya geçmek için özveri, hedef koymak ve çalışmak gerekiyor.

Kendi hayatımız için yaptığımız yatırım daha iyi anne ve babalar olmak için yaptığımız yatırımdır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...