1 Ocak 2010

Çocuklu Yaşam

Peki nereden çıktı bu yazma hevesi ve “Çocuklu Yaşam”?

Yazı yazmayı ilkokul yıllarından beri çok severim. Ortaokul hazırlıktan üniversiteye kadar annemden dip bucak sakladığım bir günlüğüm vardı. Ortaokuldayken bir gün evi su bastı, çantamın dibinde yerde durduğu için su içinde kalan, mürekkepleri birbirine karışmış okunmaz olmuş günlüğümden vazgeçerken ne kadar acı çektimi hatırlıyorum. Başka bir günlükle yeniden yazmaya başladım tabi.

Sonra yazmanın yerini başka bir koşuşturmaca aldı. Üniversite, ilk yıllardaki dersler, arkadaşlar, gezmeler tozmalar, saatlerce okumalar, tartışmalar, aşklar derken tozpembe dünyası, son yılında yerini iş arama, stres, korku, çaba, heyecan, merak ve kaygı gibi duygulara bıraktı.

Ardından iş hayatı geldi, yaşamdan ilk tokatlar yenmeye, ilk armağanlar alınmaya başladı... Bir arkadaşın ihaneti, bir başkasının hakkını yemesi, bir gülümseme ve sırtına dostça bir dokunuş, derin uçurumların kenarından geçme korkusu, bazen de o uçuruma farkına varmadan düşmeler ve yeniden başlamalar...

Derken yıllar geçti aşık oldum... Eş oldum... Hamile oldum... Anne oldum... Dönüp baktığımda yazmadığım için kaçırdığım ne çok yılım olduğunu gördüm. Ada’ya her ay bir mektup yazarak başladığım yazma serüvenim blog ile devam etti. Yazmadığım yılların duygusal izi tabi ki kalbimde, anıların bazıları çok taze beynimde, ama işte hafıza o kadar nankör ki...
Ada’yla olan yılların kaybolmasını istemedim. annebabaokulum.blogspot.com’da yazmaya başladım. Dahası yazma aşkım, insanlarla birlikte olma, paylaşma isteğim, Ada doğduktan sonra Ebeveyn ve Aile Koçluğu’nu keşfetmeme ve Amerika’da Academy for Coaching Parents International’dan eğitim almama yol açtı. Hergün yeni insanlar tanıyorum, yeni hayallerim, hedeflerim var.

Bildiklerimi çocukların ve ailelerinin hayatında fark yaratabilmek, mutlu ve uyumlu bir yaşam sağlamalarına destek olmak amacıyla anlatıyorum ve bu beni her şeyden çok mutlu ediyor. Çok okuyorum, eğitimler alıyorum, bunları kendi eğitimlerim ve seminerim, birebir koçluk seanslarıyla paylaşıyorum. Paylaştıkça çoğalıyorum, yeni şeyler öğreniyorum.

Yöneticilik kariyerime ara verirken korkmadım mı, sıfırdan başlamaktan endişelenmedim mi, 1.5 yıl gecemi gündüzüme katıp hem Mali İşler Müdürlüğü yapıp, hem anne ve eş olup, hem de eğitim alıp, pratik ve araştırma yaparken yorulmadım mı? Yoruldum ama beni mutlıu eden şey bana enerji verdi, bu şekilde gücüm yetti.

Artık Ebeveyn ve Aile Koçu’yum ve başkalarının çocuklu yaşam hayallerini gerçekleştirmesine yardım ederken aslında kendi hayallimi gerçekleştiriyorum.

Unutmayın her yaşta yeniden başlanır, yeter ki kalbinizin sesini dinleyin, o sesi takip edin. Bazen kalbimizden gelen ses çığlıklara dönüşse de onu susturmak için büyük enerji harcarız. “Bizden geçti” dememek, “keşke”yle başlayan uzun cümleler sıralamayı bırakmak için içinizdeki güce ve hiçbir zaman geç olmadığına güvenebilirsiniz.

Yazmak... Güzel iş, özel iş, sevgi, sabır, emek isteyen kalbini açmaya, paylaşmaya, almadan vermeye hazır olma işi.

Tıpkı çocuk büyütmek gibi. Bazen masaya otursunuz duygular düşünceler karmakarışıktır, tıpkı yanıp sönen lambalar gibi...

Bir türlü düzene girmek bilmezler, tam yakaladım sanırsınız kaçıverirler. Bazen başka bir kimlik ele geçirmiş gibidir kaleminizi, hemen bitiminde bir daha okuduğunuzda "Bunu ben mi yazmışım?" dersiniz. Dahası, "Bunu ben mi yaşamışım? Şimdi anlatsam böyle kelimelere dökemezdim" dersiniz.
İşte öyle anlarda kim tutar elinizi, kim açar dünyaya kalbinizi, kim anlatır derdinizi bilinmez. Gitti mi de gider kalakalırsınız, minik mutfak masasından kalkıp dünyaya karışıp zenginleşmenin, dolup taşmanın, kimbilir sevdiğinizle denize karşı iki kadeh içmenin, çokça hayal etmenin vaktidir öyle günler.

Hayal edebilirseniz yapabilirsiniz. Her şeyin bir fareyle başladığını hiç aklınızdan çıkarmayın. (Walt Disney)

Yazmak... Gözlerini kapattığında minik minik rengarenk patlayan balonları kovalamak gibi... Upuzun bir kumsalda minik yuvarlak çakıl taşları toplamak gibi... Rüzgarın serinliğini, yalnızlığın bazen hürlüğünü bazen hüznünü içine çekmek gibi... İlk bahar güneşiyle yalınayak çimenlere basmak, beklenmeyen bir yaz yağmuruna yakalanıp ağaçlardan düşen damlaları teninde hissetmek gibi... Yazarken özgürlüğü içinde hissetmek, kovaladıkça tam yakalayacakken elinden kaçırmak gibi... Kimi zaman topladığın çakıl taşlarını bir çırpıda döküvermek, kimi zaman üzerinden kalpler yağması gibi gibi gibi...

İstedim ki benden Ada’ya hoş bir seda kalsın. İstedim ki annem beni ne kadar sevmiş, saçının telini sakınmış ama özgürlüğü tattırmış, beni ben olduğum için en özel bulmuş, yanımdayken bile özlemiş, nasıl da gurur duymuş, beni daha iyi yetiştirmek için okumuş, öğrenmiş, kafa patlatmış, denemiş, bazen başarmış bazen başaramamış, hem mutluluk hem üzüntü gözyaşları dökmüş, kalbinin sesini dinleyecek kadar cesurmuş, "işte böyle bir kadınmış benim annem" desin.

Daima kalbinden gelen sesi takip edecek kadar kararlı ve cesur olmanı isterim canım kızım.
Kendi blogum olan annebabaokulum.blogspot.com, Anneysen.com, Alternatif Anne, Çocuk.com derken Hürriyet Aile ailesine katılabilmek beni öyle çok mutlu etti ki... Daha ilk andan sevgiyle kucaklandığımı ve birlikte çok güzel hayaller yaratabileceğimize inandım. Yaratıcılık birlikte hayal edebileceğiniz insanlarla birlikte olmak.

Kendilerine ait hayalleri olmayanlar, sizinkileri de göremezler. (John Maxwell)

Dilerim ki bu blog çok sesli olsun, benim kadar siz de sahip çıkın, yorumlarınızı, sıkıntılarınızı, duygularınızı, hikayenizi, mucizenizi paylaşın benimle.
Lütfen siz de yazın... Deftere, bilgisayara, bu köşeye, bloga, dergiye, nasıl ve ne olursa... Bir gün “Öyle bir hayatım oldu ki...” diyebilmeniz için dönüp tekrar okuyacak bir yazıya ihtiyacınız var.
Bana her konuda yazabilir ve sorularınızı da iletebilirsiniz.

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...